8 Kasım 2016 Salı

Oyun Hamuru





Belki de bu alanda en son söz sahibi olan kişi benim, ancak yazmadan geçemeyeceğim. 


Daha ilkokuldan bomboş bir beyin geliyor önünüze adeta bir oyun hamuru gibi..

Ne kadar yoğurursanız, üzerinde özenle zaman harcarsanız o kadar yumuşak olacak ve esneyecek..

Ne kadar iyi muhafaza ederseniz o kadar uzun süre yumuşak kalacak..

Düşünsenize her sene yüzlerce rengarenk yeni oyun hamurları..

Oyun hamurlarını sevmeyenler eğitimci olmamalı bence.. 

Hele o renkleri birbirine karıştırıp aslını kaybetmesini sağlıyorsanız hiç başlamayın derim ben.

Her çocuk kendine has rengiyle yansıtır hayata kendini..

Sevdiğiniz renkler ve sevmedikleriniz varsa olmaz sizden diyeyim ben..

Hayat bile sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle birlikte yürüyorken siz "sevmiyorum bu rengi" diyip bir kenara atıyor ve rengine rağmen yoğurmayı reddediyorsanız lütfen devam etmeyin eğitimci olmaya..

Ailesi kim ve nasıl olursa olsun, ırkını, dinini bir kenara koyupta doğruyu öğretmekten kaçıyorsan olma arkadaşım eğitimci sen.. 

O dört duvar ve bahçe sınırlarının dışında da ailesi olamıyorsan, elinden tutmayı çay kahve içmeye iki gıybet çevirmeye tercih ediyorsan sen ısrar etsen de çocuklar kabul etmez zaten seni..

Dokunacaksın o çocuklara..

Çekeceksin o çocukların ilgisini..

Yakalayacaksın bir yerden onları ve gireceksin yörüngelerine.. 

Bırak asi olsunlar, isyan etsinler, dikkat çekmeye çalışsınlar, dinlemesinler seni..

Ne olacak yani tekrar tekrar anlatsan anlamamış olan çocuğa bir çay daha içeceğine..

Ne olacak yani derse başlamadan söz hakkı versen ve dinlesen o çocukları da? 

Ne olacak yani kendini unvanın var diye üstün görmesen de ayağa kalkmasalar sen sınıfa girince..

Ne olacak yani saygıyı bağırıp hakaretlerle talep etmesen de onlarla kazansan..

Ne olacak yani kılığına kıyafetine, saçına, küpesine, makyajına karışmasan da bunların birer saygı belirtisi olmadığını sen öğretsen..

Ne olacak yani boş saatlerinde şirket yönetiyor gibi bir eda ile dolanacağına birebir çalışma yapsan, soru çözsen, eksikleri üzerine çalışsan.. 

Ama tüm bunları yapamazsınız..

Yapmayacaksınız..

Gittikçe kötüye gideceğiz ve bunların bütün kabahatlisi sizler olacaksınız..

Size emanet edilen bir gençliği eğitemediğiniz için..

Başarısızlık, sizin başarısızlığınız ve olmaya da devam edecek.. 

Ha sizler mutlusunuz aldığınız maaş, devlete dayadığınız totonuzla o ayrı tabii.

Ancak, arada bir o paranın falan hakkını verseniz,

Ne koşu atı yetiştirmiş olursunuz ne de sizler işinize memnuniyetsiz gidersiniz..

Bir deneyin bence..

Bir kereden bir şey olmaz..

Valla bak..

Hep "bir kereyle" başlar hem.

25 Mart 2015 Çarşamba

Hep Daha Fazla



Öyle bir hale geldik ki, 
Bırakın bilimi tartışmayı düşünceleri bile paylaşamaz hale geldik.
Kimse kimseyi duymuyor, daha doğrusu duymak istemiyor.
Tamamen kendi doğrularımızdan ibaret her şey.
Ve tamamen bizim istediğimiz gibi olmak zorunda her şey.
Karşımızdaki kişinin o an yaşadıkları ya da içinde bulunduğu sürecin getirileriyle ilgilenmiyoruz. 
Hatta umursamıyoruz bile.
Öyle bir ben merkezcil dünya kurmuşuz ki,
Kimse olmasa bile kendi kendimize yeteriz gibi..
Hayatımızdaki insanlar hiç gitmeyecekler nasılsa düşüncesiyle,
Onlara sığınarak,
Onları hayatımızın merkezine koyarak,
 İnşa ettiğimiz o yeterlilik sınırlarında yaşıyoruz.  
Daha fazlasına ihtiyaç duyarken bile,
Yeterlilik showunu sergilemeye devam ediyoruz.
Oysa ki, 
Ne kadar da açız,
Bilgiye..
Eğitime..
Herhangi bir şeylere..
Daha fazlasına..
Daha da fazlasına..
...
Peki,
Yapabileceklerimizin hepsi bu kadar mı?
Hiç kimseyi duymayacak,
Hiç kimseyi dinlemeyecek,
Sadece kendi doğrularımızı en iyi olarak kabul edip,
Sınırlarını kendimizi koruyacak şekilde çizdiğimiz 
Ve sadece "yeteceğine inandıklarımız", 
Hani o hiç gitmeyeceğini sandığımız, 
Sınırlarımızın en uç çizgilerini belirleyen 
Ve birazda sıradan olan o insanlarla.. 
Bütün o arzuları,
Bütün o açlığı,
Daha fazlasını..
Daha da fazlasını bastırarak mı devam edeceğiz?
...
Peki ya sonra?


24 Mart 2015 Salı

İstemek




Gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz? 
Ya da bilebiliyor muyuz?
Nasıl bu kadar emin olabiliyoruz isteklerimizin doğruluğundan?
Aradığımızın o olduğundan?
Nasıl oluyor da bu denli keskin hatları olabiliyor istek, arzu veya hayallerimizin?
...
Şu ara çok fazla sorguluyorum kendimi..
Belki sorumlulukların ağırlığı altında boğulmaktan,
Belki de geçmişin kalp kırıklıklarının henüz onarılmamış olmasından.
"Bitti!" denilince, o anda terk etmiyor anılar.
Dokunmayınca ya da her şeyi bir anda yok edince hiçbir şey kolaylaşmıyor aslında.
Belki de sen hazır değilsindir yeniden başlamaya hayata.
İnsanların dolu beklentileri altında denersin hayata katılmayı esasında.
Anılardan daha çok acıtır bu kişiyi.
"İstemiyorum" diye isyan eden haykırışların o kadar derinde kalır ki bir tek sen duyarsın onu.
Bırakırsın, sonra boğulurlar kendi içlerinde.
Sende yersin kafayı biraz daha.
Düşünsene,
Bir düzenin, alışkanlıkların vardı senin..
Elinden alarak hepsini gitti.
Gitmesi sorun değildi, 
Ama, kimse senin kırılan kalbinin düzelmesine zaman vermedi. 
Sende diyemedin tabii..
Yaşadığını hissetmek için, 
O havanın ciğerlerine doluşunu hissetmek için girdiğini yeni oyunlara.
Kimse bilmek istemez.
Kimse anlamaz.
Kimse sormaz "istediğin bu mu?" diye.
Sadece izlerler.
Beklerler en tepeye çıkışını.
Her şeyin, o baktıkları çerçeveden mükemmel göründüğü anı beklerler.
Sonuçta, 
Ne kadar tepeye çıkarsan, düşüşün de o kadar sert olacaktır onların gözünde ve bu an(lar)ı kaçırmak istemezler. 
Düşünemezler, altını dolduruyor musun basamakların.
Düşünemezler, seninde duygularının olduğunu.
Düşünemezler, aldığın yaraları.
Hissedemezler.
Hissedemezler, obje gibi davrandıklarında ne denli kırıldığını..
İsterler sadece..
Hiçbir zaman bitmez istekler..
Zayıf, aciz insanoğlu işte.
Her zaman daha fazlası..
Daha da fazlasını isterler sadece..
... 

19 Şubat 2015 Perşembe

İnanç


Belli bir yastan sonra hiçbir şey bilmediğiniz bir konu hakkında bir şeyler öğrenmek ağır gelir insana.
O konu hakkında temele dayanan bilgilerin mantığını anlayıp şu ana uyarlamak ise daha da zor.
Zor diyorum çünkü düşünüldüğü gibi imkansız değil.
Hayatın getirdiği zorlukların üzerine birde yepyeni bir alana yönelmeye yeltenmek çoğu kişi için zorluktan öte imkansız gibi gelir.
Ancak yeterli zaman ayrıldığında, bir yerden başlamaya cesaret edince, her şey yoluna giriyor.
Bir bakmışsın çokta zor değilmiş aslında o konu.
Bir bakmışsın anlamaya başlamışsın olan biteni.
...
Bazen tek ihtiyacımız olan cesarettir biraz.
Önce cesaretinizi kıran ve size inanmayanları atın hayatınızdan.
Sonra size inanması gereken tek kişi olarak kendinize inanın.
Ve birazda cesur olun.
Başta biraz zor oluyor ama ümitsizliğe hemen kapılmaz sakin olursanız geçiyor.
Ve bir bakıyorsunuz ki başarmışsınız!
Şöyle bir bakın geçmişe..
Göreceksiniz ki, daha öncede bir çok şeyi başarmıştınız.
Ve bu da başarılarınızdan biri olacak.
İnanması gereken tek kişi sizsiniz kendinize.
İşte bunu başardığınız gün, her şey düzene girecek..
Birilerinin, size inanması ya da destek olması için beklemeyeceksiniz bunu başarınca.
Kendi başınıza yetecek ve en önemlisi de kendinizle iken mutlu olacaksınız.
İnsanlar, önce bu başarılarınıza inanmayacak, görmezden gelmeye çalışacak hatta bazen yok sayacak, bazense kanatlarınızı kırmak için çok daha fazla çabalayacak ve alabildiğine acımasız olacaklar.
Hedef hep en zayıf noktalarınız olacak.
Zayıflıklarınızdan aldığınız darbeler en ağır, en çok koyandır insana.
Zayıflıklarınızla büyümeyi öğrenin.
Önce siz zayıf olduğunuz düşüncesini silmelisiniz aklınızdan -ki acıtamasın canınızı bu konuda insanlar.
Sonrasında ise güçlü olur ve yılmazsanız, o insanlar sadece başardıklarını "sanacaklar". 
Hepsi bu.
En büyük zaferleriniz, yakaladıkları kahkahalarınız olacak bir gün.
Tam da o gün, siz hayata tebessüm ederken onlar gecen zamanla yok olacaklar hayatınızdan.

19 Ocak 2014 Pazar

Alışmak.

Çocukluk anılarımdan hatırladığım en silinmez anılarımdan biridir dedemin sözleri.. 
Ölmek üzere olduğu o anlarda vedaya alıştırıyordu beni.. 
"Bir gün vadem dolacak ve senin yanından ayrılmak zorunda kalacağım.. Ancak, bu seni sevdiğim gerçeğini hiçbir zaman değiştirmeyecek.." 
"...Her zaman tam burada, kalbinde olacağım.. Ne zaman yanında olmamı istesen yine sana masal okuyor olacağım.." 
"İlk başlarda kabullenmesi zor olacak ama yanında olduğumu unutmayacaksın ve zamanla alışacaksın.." derdi..
Ölümünün üzerinden neredeyse yirmi sene olacak geçeli.. 
Ve ben hala alışamadım..
Ve ben hala,
Çok sevdiğim birini bedenen olmasa da fiilen yitirme düşüncesine dahi dayanamıyorum..
Kırılıyorum.. 
Canım acıyor..
Zor geliyor üstesinden gelmek.. 
Ama yapamıyorum.. 

11 Ocak 2014 Cumartesi

Dönüşüm.



Ruhumun üçüncü bedenindeyim şu anda.. 
Yoksa bu kadar aidiyetsizlik yaşayamazdım diye düşünüyorum..
...
İlki, sanırım 14. - 15. yüzyılları civarına tekabül ediyor -ki bu da barok dönemi olmalı..
Şu çemberli moda etekleri (günümüzdeki tarlatan olarak biliniyormuş) ve korselerden oluşan ispanyol stili elbiselere hayranlığımdan tutunda, dönemin sanat ve mimarisine, bilimsel çalışmalarından, yönetim biçim ve sistemine, imkanlarına kadar bir çok durumda derin bir iç çekmesine neden oluyor bende.. 
Bazen diyorum ki bu kadar toz pembe bakmaya çalışıp bazı duyguların asil ve masumane olmasını isteme nedenim bundan kaynaklanıyor olabilir.. 
Tamamen nezaket kurallarının işlediği bir dönem..
Erkeklerin centilmen, kadınlarınsa hanımefendi olduğu;
Hani şu tablolardaki şemsiyelerin gerçek olduğu ve eldivenlerin verdiği zarafetten bahsediyorum sizlere.. 
Mimarideki ince ve bir o kadarda derin detaylardan bahsediyorum..
Artık büyük çoğunluğun bakıp da göremediği şu detaylardan..
Sanırım o dönemlerden kalan ve atamadığım en kötü yanlarımdan biri bu..
Detaylar, detaylar ve detaylar.. 

İkinci doğuşum ise 70'lerin sonu ile 80'lere denk geliyor.. 
Yoksa herkesin garipsediği şu enerji patlamalarımın bir açıklamasını bulamıyorum..
Sürekli bir neşeli olma ve engellenemeyen dans etme dürtüsü.. 
Aile,arkadaşlık ve eğlenme kavramlarına olan bakış açım bu dönemden kalma olsa gerek..
Yoksa günümüze bakıldığında, bu denli ailesine düşkün olan kalmadı bence.. 
Ya da gerçekten dans etmek, hoş vakit geçirmek için dışarıya çıkanlar azalarak yok oldular resmen.. 

Aşk mesela..
O, öyle bir hal alıyor ki biraz barok döneminde birazda 80'lerden alıyor ve ilginç bir karışım yapıyor kendince kendinde.. 
Biraz eğlenceli, biraz utangaç, biraz arzulu, birazsa korkak ve bir o kadar da tutkulu.. 

Üçüncü ve şu an mevcut olan bedenimde yani günümüzden ise..
Ayakta kalma sanatını öğrenmeye devam ediyorum.. 
Ancak, bazı şeyler hiç değişmiyor..
Ve..
Bence..
Olduğu gibi kabul etmek her şeyi daha güzel..
Artılarıyla.. 
Eksileriyle.. 

7 Ekim 2013 Pazartesi

Affetmek



Bazen bütün dileğin, senin yıllarca neler hissettiğini anlamasını sağlamaktır...

Uzunca bir süre, olan biten her şeyi sineye çekmeye çalışarak geçirdim. 
Her şeyi ölçüp tarttım. 
Ve fark ettim ki onca yıl ben acı çekerken, onun umurunda bile olmamışım.
Bir şekilde hep hayatına devam etmiş. 
Bir ucundan tutunmuş hayatın o..
Bense hep bir beklenti, umut içerisinde onu affederek geçirmişim günlerimi..
Oysa o ne affedilmeyi hak ediyormuş, ne de benim "babam" olmayı..
                                            ...
                                        
Hayatta hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyor elbette ki..
Onca yıl ne hayallerle,umutlarla büyüdüğünü düşününce daha derin bir darbe oluyor sanırım bu gerçek.
Hazırlıklı büyüyor olman gerekirken, hiçbir fikrin yokmuş gibi hasar veriyorsun kendine.. 
                                              ...

Uzunca yıllar, ne kadar güçlü olduğum üzerine tebrikler,takdirler alırken ne denli zayıf olduğumu unutuyordum çoğu zaman.. 
Acılar insanları büyütür derler ya hani, bu sabah fark ettim ki gerçekten büyümüşüm.. 
En zayıf noktamda zerre duygu hissetmeyen biri haline gelmişim.. 
Düşünüyorum da artık zayıf noktam "o" değil benim.. 
Acımıyorum kendime onun için..
Üzülmüyorum..
Hissetmiyorum..
                                     ...
Hayal kırıklıkların taşıyabileceğinden çok daha fazla olduğunda, biçtiğin değeri, konumu hak etmediğini görüyorsun ve indiriveriyorsun ellerinle hazırladığın tahtından onu. 
Birazcık geç kalmış olsam da bunun için, artık acı çekmesini istiyorum..
İntikam değil amacım.
Kin tutmayı bile becerebilen bir insan değilimdir ben bilirsiniz, saman alevi gibi söner benim sinirim. 

Ne istiyorum biliyor musunuz? 

Bir zamanlar, o camlarda gelmesini bekleyen küçük kızın her bir hayal kırıklığını yaşamasını..
O, büyürken en çok ihtiyaç duyduğu, yanında olmadığı zamanların hesabını.. 
Bin bir umutlarla, cevap dahi gelmeyeceğini bildiği halde ardı ardına ulaşmak için yazılan mektupların cevaplarını..
Hayatını şekillendirme aşamasında, üniversite gibi bir mesleki kurumlarda hayatının kariyerinin adeta bir kumar masasında ihaleye girip kaybedercesine senelerine mal olmasının acısını yaşamasını.. 
"Her şeyi düzeltmek, kaçırdığım zamanları telafi edip yanında olmak istiyorum." cümlesinin benim için ne kadar büyük bir anlam ifade ettiğini düşünememesinin bedelini çekmesini istiyorum..
"Acaba yoluna koyacak mı her şeyi" diye düşünürken ben, yıllar sonra kalkıp da bana, "aile sahibi olmak istiyorum ben,baba olmak istiyorum" demesinin, "hiç kimse" olduğumu düşündürmesinin verdiği bütün hayal kırıklıklarını, kırdığı umutlarımı ve çocukluk hayallerimi, varlığımdan nefret etmemi sağladığı için ondan artık ne kadar nefret ettiğimi görmesini istiyorum.. 
Hiçbir şey yapmadan geçirdiği onca yıla rağmen, benim için "ne zaman paraya ihtiyacı olsa arıyor" cümlesinin gerçekten bedelini ödemesini istediğim için.. 

23 yıldır ödemediği her bir nafakayı..
Görmeye gelmediği her bir günü.. 
Almadığı hiçbir şekeri..
Kırdığı bütün inançlarımı..
Yıktığı bütün hayallerimi.. 
Bir kez olsun sarılmadığı..
Ve hiçbir zaman beni bir "evlat" olmamı geçtim insan olarak bile "sevmediği" için..
23 yılın bedelini ödemesini istiyorum artık..

Geçen bunca yılın ardından bu sabah affettim kendimi..
Onun yüzünden ağlayıp üzdüğüm için kendimi..
Ağladığım, acı çektiğim için benimle beraber acı çeken annemi üzdüğüm için..(umarım o da beni affeder.)
Yıllar önce onun bana yaptığı gibi onu yok sayarak, eskisinden çok daha güçlü ve zayıf yanım olmadan yaşamaya karar verdim..  

Ve bazen, 
Gerçekten tek isteğin, 
Yıllarca hissettiklerini birer birer yaşayarak, çektiğin acılarla yaşamasını sağlamaktır..