24 Aralık 2010 Cuma



Az ama öz olmalı aslında arkadaşlıklar..
Gereksiz sorularla / sorunlarla yormamalı sizi..
Biri sizinle ilgili bir şey söylediğinde sizin adınıza da cevap verebilmeli..
Sonra..
Dürüst olmalı..
Kendini sizinle ya da başkalarıyla kıyaslamadan kendisi gibi olmalı..
Siz onu nasıl seviyorsanız öyle kalmalı..
Peki ya gerçekten var mı böyle arkadaşlar?

Sizi bilmem de benim gerçekten arkadaşlarım,dostlarım var.
Bu yüzden şanslıyım sanırım.

Bence arkadaş dediğin oyun hamuru gibi olmalı.. Koparılsa da, farklı şekillere de girse, kalıpları çıkarılsa da, farklı şeyler icad edilse de her yerde her şartlarda aynı kıvamda kalabilir olmalı..

Yaklaşık 18 senedir hiç kurumadan her yere dağılsakta toplanabildiğimiz.. Farklı şekillere girsekte hep aynı kalabildiğimiz.. Birbirimizi kırsakta hakarette etsek ağlatsakta gene bir arada kalabildiğimiz.. Gerçekten özlediğimiz.. Sevgiyi hak ettiğinden çok çok verdiğimiz.. Her saniye çocukta olabildiğimiz bir arkadaşlığımız var bizim. 

23 Aralık 2010 Perşembe

Yeniyıl geldi geliyor sanki...


Bazı insanların özel günlerle ciddi problemleri olduğunu düşünüyorum. Kendi doğum günleri bile dahil edilebilir bence bu duruma. Tercih meselesidir diyip geçsem de o tip insanları kabul ediyorum ki anlamıyorum. 



Neresi yobaz olabilir ki insanın doğduğu günü kutlamasının ?
Ya da yeniyılda eğlenmesinin?
Nereden mi geldim buraya. Dün Core sınav sonuçlarından sonra sınıfta bir curcuna oldu sorular cart curt üzerine. Yeniyıldan beklenti içerek sorular vardı. Kalkıpta biri "Ben ne beklicem sıradan bir gün işte bana da puan vermelisiniz insanlar bir şey beklemek zorunda mı? Belki biz kutlamıyoruz ? " diyince hocayla beraber bizde şoka girdik.. Hoca yine de yazmalıydın falan diyince muhabbet daha da koyulaştı..
Derken ben kendimi kötü hissettim..


Son 4 - 5 senedir rahat Yeniyıl'ı ailemle karşılamıyorum. Oysa eskiden hep beraber alışverişe çıkar yemekler yapar. Evi süsler çam ağacımızın altına hediyeler koyardık kardeşimle. 12 ye kadar uyumaz Yeniyıl'a girdikten sonra dizimde sızar kalırdı kardeşim.
Bu yılda annem "Yeniyıl'da Istanbul da ol doğru düzgün Izmir de tanıdığın insan yok." diyince, ben tabii hemencecik planlar programlar yapmaya koyuldum. 10 gün boyunca Istanbul'da olacağım. Arkadaşlarımı çok rahat zaman dilimlerinde de görebileceğim.
"Neden Yeniyıl'da da illaki onlarla olayım ki?" diye sorunca kendime.. Annemi arayıp Yeniyıl planlarını sordum. "Henüz bir şey yapmadık öylesine konuşmalarımız var sadece" diyince, "o zaman bu yıl anneannemi de bize alalım hep beraber bir Yeniyıl kutlaması yapalım. Ben kardeşimle Istıklal de hediyeler bakmayı,evde yemek hazırlamayı,müzik seçmeyi hatta tombala oynamayı özledim." diyince annem şoka girdi.. Kızından beklenmeyecek gelişmeler tabii "peki madem. Ben plan yapmıyorum ona göre.Bu arada evde tombala yok sanırım ama Tabu oynarız" diyince karşılıklı gülüşüverdik..

Anlayacağınız bu yıl 12 de Yeniyıl'a herhangi bir barda sarhoş olarak değilde, annem,kız kardeşim ve anneannemle tombala tabu oynayarak gireceğim.. 12 den sonra kardeşim ve anneannem uyuduğunda annemle nerelere gider ne yapar ederiz bilmiyorum şu an için ama genç bir anneye sahipseniz ve anneniz olduğu kadar arkadaşınızsa kendisi asla sıkılmazsınız (:

En azından ben annesiyle gezip tozmaktan eğlenmekten keyif alan bir insanım.. (: 

ben ne zaman..


Bu aralar kimseyi takmamak umursamamak hayatımda yok saymak gibi diplomatik kararlar peşinde koşturuyorum.
Başarıyor muyum?
Bence evet.
Ben genelde uyandırılmayı sevmem hatta nefret ederim genelde uyandırılınca çok aksi olurum. Çatacak deli ararım. Ancak bu sabah gayet iyi bir ruh halindeyim... 

Ben zaten ne zaman Gogol Bordello dinlesem böyle uçar giderim.. Bir mutluluk dolar içime.. Gülümser gülümsetirim.. Yaptığım her şeyden keyif alırım falan.. Her güne Gogol la mı başlamak gerek acaba??

http://fizy.com/#s/1978tm


start wearing purple wearing purple 
start wearsing purple for me now
all your sanity and wits,they will all vanish
i promise,it's just a matter of time

22 Aralık 2010 Çarşamba

Gülmek mi istiyorsunuz ? Haydi o zaman.




Bugün ev arkadaşımla biraz kafa dağıtalım dedik. Ne yapalım ne yapalım onca garıp olayın üstüne en güzel komedi filmi gider diye düşündük. Ve Vampire Suck filmini izledik.

Öldük gülmekten öyle diyeyim. Bu kadar mı güzel derleme yapılıp dalga geçilir yahu. Tebrik ettik biz yazıp yönetenleri.. Taklitler falan mükemmeldi. Korkunç bir film serisinden sonra toparlama seri olarak oldukça güldüğüm filmlerden biri. Özellikle ilk partların birinde balıkçının "Sen neden yarı çıplaksın?" sorusuna yönelik gelen "Yarı zamanlı olarak inşaatta çalışıyorum." yanıtına bayağı bir güldük biz. Alacakaranlık serisinden haz etmeyen biriyseniz çokta güzel eğleneceğinizi size söyleyebilirim.

Mısırınızı çikolatanızı kolanızı battaniyenizi ve bir arkadaşınızı alın. İzleyin gülün derim ben.

planlar planlar planlar..


25 i itibaren ciddi planlar yaptım hayatıma dair. Mesela bu sefer ki Istanbul'a gittiğimde bayram tatilinde zaman ayıramadığım gerçek dostlarım daha cok gezip tozacak sohbet edecek zamanlar oluşturacağım.
Kız kardeşimle ilgileneceğim..
Sağlık sorunlarımı çözeceğim..
En önemlilerinden biri ders çalışacağım..
Ve tabii ki evde olmanın tadını çıkaracağım..

Yeni yıl planlarım da var meselaaa..

Bu yıl babamla barışmayı düşünüyorum.
Sonra yeni bir fotoğraf makinası neden olmasın?
Interrailden vazgecebilirim sanırım. Onun yerine yaza Ingıltereye gitme planlarım var. Belki de Italya'ya.
Gerçekten değeri hak eden insanlarla olmaya ve en önemlisi hak ettikleri değeri vermeye karar verdim.

Ah söylemedim dimiii..




Yeniyıl hediyesi olarak tek bir şey istedim. .O da "oysho pijama". çok ciddiyim. Hediye almayı düşünen herkesten istedim bunu :D Rengarenkler çok güzeller ben onları normal hayatta bile giyerim :D

bir yerden sonra pes edilmeli..


Hayatımın öyle bir yerine geldim ki. Artık bir çok noktada tahammül edemiyor "yeter!" diyip pes ediyorum.
İnsanlar için mücadele etmek,bir şeyler yapmaya çalışmak hatta onları dinlemek bile beni yoruyor.

Ne oldu da hümanist Ahtel çekip gitti?

En güvendiğim,arkadaşım,dostum dediğim insanların arkamdan konuşup benimle sidik yarışına girdiklerini görmek çok koydu. "Ay lütfen,Ahtel de kim?" dediklerini duymak gerçekten şok etkisi yarattı. Sonra yine öz kardeşim gibidir,canımdır dediğim kişinin sözlendiğini cartını curtunu Facebook tan öğrenmekte bayağı koydu. Onca sene bir şeyler paylaş,her anında yanında ol...En mutlu anında o haber bile vermesin sana. Bütün bunlara  "Nerede hata yapıyorum?" diye sorarken, sevdiğim erkeğin askere gitmesiyle daha da boka sardırıyorum hayatımı.

Askerlik derken?

Bornovaya düşen şanslı bir asker olmasına rağmen..I-ıh. Ben bunaldım ondan. Asker kafası hiç hiç iyi değil. Bir çok insanın kafayı yemesini sağlar orası.  Bakınız eskiden sevdiğim çocuk. Şimdi kendime soruyorum da.. Hiçbir ortak payda yok. Hayatlarımız,uğraşlarımız.. Hiçbir yerde kesişmiyorlar bile.. "Peki niye o?" diye soruyorum bu seferde kendime.. İzmir'de boşlukta olduğum döneme denk gelmesi benim açımdan etkili olması ve onun içinde sanırım sevgilisinden yeni ayrılmış olduğu bir dönem olması çok etkili.

Peki nereye kadar giderdi ki?

Hiçbir yere gitmezdi. Hayatımda en nefret ettiğim "Eski sevgililerle yaşayan" daha düzgün tabirle " Geçimişte Sekip Duran" erkek modeli. Birde derler ya, "erkekler cabuk unutur." siz öyle sanın. Erkekler unutmuyorlar. Ya da bana unutmayanı denk düştü. Ancak yerimde kim olsa "Yeter artık!" derdi. Sürekli durmadan eski sevgililer,eski yaşananlar,eski anılar,eski fotoğraflar,egolar... derken ben kendime "Ne yapıyorum ben?!" diye sorgulamaya başladım. İşte o dönemde bitirdim kendisini. Ancak Izmir'e geldi cart curt askerliği de şansıma fakultemin dibinde. Keşke yanına gidecek fırsatım olsaydı. Keşke gitmeseydim hiç. Keşke Izmir olmasaydı başka bir yer olsaydı diyorum.

Peki şimdi ne mi yapacağım?

Bugüne bitti gözüyle bakarsam, yarın noter,muhtar,karakol falan işlerim var şu krediler için. Cuma da önemli bir sınavım var. Cumartesi de Istanbul yolcusuyum. 5 Ocağa kadar da Istanbuldayım. 7sinde yemin töreni ona zaten anne-babası da gelecek. Hoş kuzenimde Narlıderede asker. Onun içinde teyzemler cart curt gelecek. Yani ben gitmeyebilebilirim. Dur bakayım? Şimdilik atlattık mı? Bence atlattık gibi duruyor.. 

10 Aralık 2010 Cuma

- Burası benim alanım..
- Evet.
- O halde neden korkuyorum yazmaktan?


- Kağıdı karalayacağına yazsana her şeyi.
diyor aynadaki ben. Sonra devam ediyor..

- İtiraf etmekten mi korkuyorsun yoksa? İnsanlar konu sen iken umrunda olmadığına göre onlardan korkuyor olamazsın dimi? Onların düşüncelerini önemsemek zorunda değilsin sonuçta? Bu bir fikir yazısı da değil ki yorumlasınlar.. 
… 
Dur bir dakika.. Hey hey hey (!). Yoksa.. yoksa sen kendinden mi korkuyorsun? Olan biten her şeyi kendine sesli olarak itiraf etmekten mi korkuyorsun? 

… 

   Dayanamıyorum buna. Sessizliği bozmalısın yeter artık.. 
Beni dinle ! Yeni bir başlangıç yapıyorsun -sana diyorum dinle beni başını çevirme- artık çok az kaldı. Bu kez seçim sana aitti ve sen seçimini yaptın. Her türlü riski tekrar almaya hazırsın. Kötü geçmiş, eski insanlar, kötü alışkanlıklar yok. 
Anlıyor musun beni? Hey yapabilirsin bunu. Sana güveniyor ve sana inanıyorum.
Hemen yanıt veremedim. Aynada kendime bakarken tek bir damla süzüldü istemsizce yanağımdan.. O yaşı sildim. Kendime baktım : 
- Söz veriyorum. Her şey için.. Güvenin için… 

9 Aralık 2010 Perşembe

bakınnn bizimm balonlarımızzz var..




ne kadar da mutluyum değil mi??? işte ben balon görünce böyleee seviniyorum eşşek kadar da olsam..
ancak bu balonlar benim değil ev arkadaşımın... :// 

8 Aralık 2010 Çarşamba

uyanmak istemedim bu sabah..

Hani bazı insanlar vardır hayatlarımız da birden bire ayrılmak zorunda kalırlar aramızdan..
İstemezler aslında gitmeyi..ama gitmeleri gerekir.. ve siz hiçbir şey yapamazsınız..

Bütün çocukluğum boyunca en iyi arkadaşım dedemdi.. Benimle oynar parka götürür..Parkta bile yaşına başına bakmadan kayardı benimle..O zamanlar içine kapalı pek fazla kişiyle konuşmayı sevmeyen bir çocuktum.. Dedem hep "insanlardan kaçma.. Konuş onlarla sen çok çok güzel bir kızsın.. Seninle arkadaş olmak isteyeceklerdir eminim güven bana" derdi.. Bense hep annemler onun hasta olduğunu söyledikleri,evin köşelerinde ağladıklarını bir çok kez gördüğümden korkardım ben başkasıyla oynarsam; o olmadan yatağa girer de uyursam beni bırakıp gider diye..

O pijamalarını giyerdi.. Gelirdi salona biri de olsa evde o giyerdi yine de pijamalarını.. Anlardım ki uyku vaktim gelmiş.. Tutardım elinden giderdik yatağa.. "Hadi bakalım..Uyu ki parka gidelim sabah bak ben gözlerimi kapattım" derdi beni kandırır uyuturdu.. Sonra kalkıyormuş tabii yataktan ama bunu büyüdüğümde annemden öğrenmiştim.. Yine de ben uyumadan hiç kalktığını hatırlamıyorum yanımdan..

Üç tekerlekli bisikletim vardı.. Önüne ip bağlamıştı dedem.. Bir çubuk kraker ve bir meyve suyu tıngıra mıngıra parka giderdik dedemle.. Tek tek krakeri bana verir meyve suyumu içirirdi.. Hayatta geçirilebilecek en güzel çocukluktu onun yanımda olduğu yıllar..

Sonra birgün... Bir gece çok rahatsızdı.. Annem izin vermedi dedemle yatmama.. Anneannemle yatmaya zorladı beni.. Artık nasıl ağladıysam dayanamamış dedem "benimle uyuyacak" demiş de almış yanına.. Tek hatırladığım o kadar sıkı sarılmışım ki ona "gitme" der gibi.. Bir kaç dakika sonra anneannemin feryatlarıyla annemin beni dedemin yanından alıp ağlayarak arka odaya kapattığını hatırlıyorum... Herkes ağlıyordu..Bütün ev doldu.. Herkeste her yerde feryatlar vardı.. O gitti.. Bana "gitmeyeceğim" dedi ama gitti..
4.sınıfa kadar kimseyle çok konuşmadım.. Hep onun yerini çalmak isteyecekler o da bana küsecek sanıyordum.. O kadar başkaydı ki parka annemle gidince bile keyif alamıyordum..Canım gitmek istemiyordu..

Sonra ben büyüdüm.. Hani bazı insanlar vardır hep ayrıldığı gibi kalırlar hayatınızda.. Gitmiştir, ama siz "beni bıraktı gitti" diye şuçlayamazsınız bile onları.. Çok kızarsınız aslında.." Adil değil bu.. Gitmemeliydi.. Nasıl izin verdim" diye suçlarsınız kendinizi ama kızamazsınız işte.. Her saniye orada yanınızda olduğunu hissedersiniz.. O hiç "ölmedi" aslında.. Her saniye yanımda..

Bu sabah.. Gerçekten kötü mü iyi mi diye kavrayamadığım bir rüya ile uyandım.. Keşke uyanmasaydım.. Gözlerimi açmasaydım biraz daha kalsaydım.. Ah nasıl suçluyorum kendimi... Anlatamam size..
Eskiden babamın mazda beyaz bir arabası vardı.. Haftasonları gezmelere giderdik.. Bir park vardı.. Çok çok sevmiştim.. Hatırlayamıyorum adını; sabah anneme sordum o da hatırlamadı babama sormam gerek.. Neyse o parka yine beyaz mazda ile babam direksiyonda annem yanında ve ben gidiyoruz.. Kardeşimde annemin kucağında..

Parka giriyoruz..Yürürken sanki onu bekliyormuşum gibi.. "Dedem işte orada" diye bağırıp atlıyorum boynuna.. O kadar aynı ve gerçek ki.. Yürüyüşü, boy,saçları... Sarılışı.. Ses tonu..

Yalvarıyorum resmen.. "Ne olur gitme bırakma bizi dede..Yalvarırım sana gitme" diye ağlıyorum.. "Aa-aa benim kızım niye ağlıyor bakayım.. Buradayım dedecim gitmicem bir yere.. Ne kadar büyümüşsün sen öyle." dedi... Nasıl sarıldımm.. Sarıldımm.. Oradaydı yemin ederim size.. O kadar gerçekti ki.. Rüya olduğunu düşünemedim bile gözümü açtığımda orada olacak ve ben "dedemmm" diye atlicaktım boynuna..Gözümü açtım ve o gitti... Amacım yemin ederim sadece sarılmaktı.. Bir kez daha.. Sadece bir kez.. O kadar ihtiyacım vardı ki... O kadar özledim ki onu.. Son kez daha sarılsaydım... Ama o gitti..

Gitmeyeceğini söylemişti... Yine gitti...