30 Ocak 2011 Pazar

Music Please Vol 2.


Music Please Vol 2 ile bir pazar günü karşınızdayım..
Bu hafta arka planda şarkı çalabilir mi bilmiyorum ama sanırım ben bunu yapmayı öğrenene kadar bir süre ara vereceğim..
Ancak sizlere yine de şarkılar önermeye devam edeceğim..
Geçen hafta Chinawoman bizlerle birlikteydi..
Ki ben sizlerinde benim kadar çok sevdiğinizi umuyorum Chinawoman'ı..
Bugunkü konuğumuz Kings of Convenience.
Kendisiyle tanışıklığım bir başka blog sahibi,sevdiğim bir arkadasım Efe'nin Music Friday postu sayesınde oldu..
Aslında arka planda çalmasını çok isterdim ama yapacak bir şey yok şu an için..
Her neyse..
Kısaca bir göz atalım "Kings of Convenience" grubuna.
Başarabilseydim "Know How" adlı parçalarına yer verecektim blogumda..
Ancak grubun diğer şarkıları da oldukça başarılı..
Kings of Convenience Norveçli Indie  pop -folk tarzına sahip bir grup..
Grupla ilgili kısa bir araştırma yaptığımızda 1999 yılından bu yana muzık hayatlarına devam ettiklerini ancak bu kadar kısa bır surede de olsa "Yeni Akustik Hareket"in öncülerinden olduklarını görüyoruz.. 
Toplam da 9 single ve 4 albüme sahip bu grup ilk iki albümlerini bir kaç ay arayla 2001 yılında Versus ve Quiet Is the New Loud, uçuncu albümlerini 2004 yılında Riot on an Empty Street ve son albümlerini 2009 yılında Declaration of Dependence çıkarmış bulunmaktalar..
Şöyle araştırırken gözüme ilişen ilginç bir detayda diğer albümlerine nazaran son albümlerinin daha bir profesyonel yapım olan "EMI" çıkışlı olmasıydı sanırım..
Müzikleri yine güzel hep güzel (:
Keyifli dinlemeler ve haftalar dilerim...

Sweet Home..


Evim evimm güzel evim..
Özlemek böyle bir şey olsa gerek..
Cumartesi günü eve geldiğimden bu yana o kadar mutluyum ki özlediğim sıcaklık buymuş işte..
Kardeşimmm..
Benim küçük tatlı meleğim..
Nasıl özlemiş beni..
Bütün gün beraber uyuduk..
Oynadık..
Kucağına yattım..
Saçlarımı okşadı..
Öptü alınımı..
Sanırım en çok onu özlüyorum Izmir de..
Özlem kısa sürmeli artık..
Yapabilirim..
Yapmalıyım..

28 Ocak 2011 Cuma

Veda Zamanı..


Son demlerimi yaşıyorum evde şu dakikalarda..
Birazdan çıkmam gerek..
Ancak berbat ötesi bir hava var dışarı da.
Aslında yağmuru severim bilirsiniz..
Ama neden bilmem Izmir'e yakışmıyor..
Istanbul'a aitti yağmur..
Islandığım,hasta olduğum, hızlandığında küfür savurduğum, altında aşık olduğum...
Gidiyorum artık sonunda..
Son demlerimi yaşıyorum dedim ya. 
Bavuluma 3-5 parça şey ekleyip çıkarttım.
Son dakika golü attı Izmir'in havası bana.
Mecburen de kalın giyinmek gerek ki Izmir böyleyse Istanbul kim bilir nasıldır?
Neyse işte..
Heyecanlandım..
Ve heyecanıma eşlik eden bir şarkı..

"Bulutların üstünde oturan iki melek..
 Hatırlar mısın bilmem..
 Yeşil ve mavi..
 Ufukta bulusur sevişir tek renk olur..
 Masal öyle güzel olur..
Masallara inandırdığın gibi..
Inandırsaydın beni yine..
Bir anlık bir şeydi diye..
Devam eder miydi..
Kırıldı kanatlarım..
Gitti.."

Olalalalaaaaa eve dönüyorum..

27 Ocak 2011 Perşembe

Evde Tek Başıma Son Gece.


Izmir de son gecem çok garip geçiyor. 
Bir yandan bulaşıkları yıka,banyoyu sağ solu kontrol et.
Diğer bir yandan eksiksiz bavulu topla. 
Şimdi baktım da..
Ikı bavul gıdıcem sanırım Istanbul'a.
Gerçi bu sefer otobusle gıdecegım ıcın cokta sorun degıl bence bu.
Her neyse.. 
Bugunku sınav fena degıldı.
Daha kotu gecmesını beklıyordum ama guzel gecti..
Yarın 3 sınavım daha var.
Düşünmek bile istemiyorum sanırım şu anda onları.
Hala bavul toplamalarım bitmedi.
Düşünüyordum da....
Her insan hata yapabilir ancak benim kadar çok yapanı yoktur sanırım..
Şu anda inebileceğim en dip yerdeyim.
Yukarı doğru çıkmaya çalışacak gücüm bile kalmadı sanırım..
Aslında çıkmak gelmiyor içimden..
Sadece kendimle kalayım..
Kendimi dinleyeyim..
Belki eski,sevdiğim beni nasıl yok ettıgımı o anlatabılır bana..
Çünkü ben..
Annemle piano'ya gidip dans etmeyi, Kardeşimle resim yapıp parkta çocuk olmayı, Birtan' la caddeye cıkıp fotograf cekmeyi, Görkem'le sinemaya gitmeyi, Gökçe'yle Jalopy de kız kıza dedikodu yapmayı, Uğur'la Taksim de nereye gittiğimiz belli olmadan dolaşmayı, Meriç'le gecenin bir yarısı çıkıp motor turu atmayı, Evrim'le yemek yapmayı, Anneannemin dırdırlarını.. 
Ait olduğum her şeyi özledim..
Evet hata yapıyorum.
Iste tam da burada.
Sofyadayken her geldığınde deli gibi herkese zaman ayıran dağılacak dereceye gelse bile hiç kimseyi kırmayan bir ben vardı..
Şimdi çoğu ile ilgilenmeyen umursamaz bir ben varım.
Prensiplerini siktiriboktan egoları için yıkan bir ben varım.
Önceliklerini unutan bir ben varım.
....
Şimdi bavulumu kapatırken, yaptığım bütün hataları da kapatıyorum.
Hayır unutmuyorum.
Yok da saymıyorum.
Bundan buyuk dersler aldım.
Sımdı ne kadar yorgun halsız olsam da hayatımı kurtarmalıyım artık.
Kayıplarla..
Kazançlarla..
Hayatımı kurtaracağım...
Kurtarmak zorunda olduğumu biliyorum..
Bu bir dipten kurtulma çabası değil ama.
Dipte kalmaya devam edeceğim..
Istanbul'da olduğum 3-3.5 hafta boyunca olabildiğince her şeyden soyutlayarak kendimi..
Sadece düşüneceğim..
Suyun en dibinde..
Nefesimi tutup..
Içimden saymak yerine..
Kendimi dinleyeceğim..
....
Neyse..
Kendime bu kadar nutuk yeter..
Bunlara henüz var iken önümdeki önceliklere bakarak başlayabilirim sanırım düzene sokmaya hayatımı..
Şimdi gidip bavulumu ve hatalarımı kapatmalıyım..
Yarın girmem gereken 3 sınav olduğunu da unutmayayım da oturup biraz çalışayım.. 

O değil de serinin sonuna gelmeseydik bu yazının başlığı, "And finally, last night in Izmir" olacaktı.
-Yazmasam içimde kalırdı.-

26 Ocak 2011 Çarşamba

Music Please Vol 1.



Music Please Vol serisi ile şimdi de karşınızdayım "Evde Tek Başıma" serisinin ardından.
Ancak artık yavaş yavaş "Evde Tek Başıma" serisinin sonuna gelıyorum bildiğiniz üzere.
Son 2-3 yazı kaldı.
Iyi bir şey tabii bu aslında. 
Her güzel şeyin bir sonunun var olduğunu düşündüğümüz de.
Her neyse.  
"Music Please" serisi oldukça götürmeye çalışacağım bir seri olacak.
Konsept tamamen müzik üzerine.
Daha önceki yazım da da söylediğim üzere her hafta başka bir şarkıya yer vereceğim blogumda.
Ve onlar hakkında yazacağım.
Pazartesi günleri değiştirmeyi düşünüyorum rutin olarak. 
Ya da pazar gece yarısı. - fanteziye gel.-
Ancak cuma gecesi yola cıktığımdan ve Istanbul da nete girmeyi pek düşünmediğimden seçtiğim bazı şarkıları taslak olarak kaydettim.
Düzenli olarak postlar olmasa da müziğin değişeceğine emin olabilirsiniz.
Her neyse. 

Geçtiğimiz hafta Regina Spektor ile başlayan etkınlıgım bu hafta "Chinawoman" adlı grup ile devam ediyor.
Chinawoman, bir Alman grubu.
Genel olarak Indie, Melodramatic ve New Wave tarzlarında müzik yapıyor.
Melodramatic yapıların Indie ile harmanlanışını belki de en güzel bize sunan grup diyebilirim.
Başlarken slow gibi gelen bir şarkının birden bire sizi sarıp sarmalamasına izin veriyorsunuz.
Farkında olmadan değiştirmek gelmiyor içinizden şarkıyı.
Bir süre sonra bütün gün dilinizde Chinawoman şarkıları..
Grubun en bilinen ve en sevilen şarkısı "Party Girl" olmasına rağmen, ben blogumda sizlerle "Lovers and Strangers" adlı parçalarını paylaşmış bulunuyorum. 
Chinawoman iki adet albume sahip bir grup.
Ancak çok çok kısıtlı yerlerden şarkılarını indirme olanağı buluyorsunuz. 
-Tabii ki de ben size nereden indirebileceğinizi söylemeyeceğim.- 
Ilk albumlerı 2007 yılında piyasaya "Party Girl" isimiyle çıkıyor. Ve grubun ilk çıkış şarkısı aynı zamanda en bilinen şarkısı olan "Party Girl" olmakta.
Ancak genel olarak videolarını izlediğimizde grubun kliplerden yana çok da şanslı olduklarını düşünmüyorum. 
Duyumlarıma göre konser agırlıklı bir grup imiş Chinawoman.
Ikıncı albumlerı geçtiğimiz yıl yani 2010 yılında "Show Me The Face" adıyla piyasaya sunulmuş bulunmakta. 
Genel fikrimi sorarsanız en keyifli parçalar ilk albumde var. 
Ancak grubun butun şarkıları güzel ve kendinden geçirebiliyor.
Grubu takip edeceğim derseniz eğer..

Keyifli dinlemeler dilerim.. 

23 Ocak 2011 Pazar

Bir Grup Blogger'dan Başbakana Açık Mektup/Manifesto: Sayın Başbakanım,

Bir Grup Blogger'dan Başbakana Açık Mektup/Manifesto: Sayın Başbakanım,: "Basında yer alan içki yasakları haberleri nedeniyle hazırlamaya başladığımız bu manifestonun konusunu, 2011 Türkiye’sinde yaşanan “sos..."

Ah Erkekler.



Brad Pitt mi Tom Cruise mu? 
Arzulanan erkek nasıldır?
İdeal erkek nasıl olmalıdır?
Esmer / Kumral / Sarışın mı ?
Mavi / Yeşil / Ela / Kahverengi / Siyah mı?
Bıyıklı / Bıyıksız mı?
Top Sakallı / Keçi Sakallı / Kirli Sakallı / Sinek kaydı mı? 
Kaslı / Kassız mı?
Espirili / Kibar / Romantik / Anlayışlı mı?
 Espiri anlayışı kıt / Odun / Ormantik / Anlayışsız mı? 
Filanca kişi mi filanca mı? 

...
..
.
Diye uzar gider bu liste..

Ne çok tercih var oturup düşündüğümüz de.
Her bir kadının bambaşka arzuları..
Bambaşka hayalleri var..
Peki ya kaçı hayallerindeki gibi bir erkeğe sahip?
Ya da ben sahip miyim? 
"Kadınlar ne ister?" sorusundan başlayalım yazıya artık..
Her kadın en başta son derece yakışıklı bir sevgili hayaliyle başlar ilişki hayatına..
Olabildiğince en dangalakları bulur bulur toplar hayatına.
Önündeki tek felsefe "Brad Pitt gibi sevgilim olsunnn." dan ibadettir cunku.
Sonra "Komik olsun yeaaa yakışlılığın yanında" diye bir düşünce ile yola çıkarız.
Bu seferde bütün Cem Yılmaz Showlarından fırlama,fıkra kitapları yutmuş tipleri toplar toplar arşiv yaparız.
- Bizim zamanımızda fıkra kitapları vardı neyse.-
Bir yandan yaşımız ilerlediği çok daha farklı ortamlara girdiğimiz için aradıklarımız değişmeye başlar.
Önceden espiri arayan biz hatunlar "azıcıkta zeki olsun.konuşacak 3-5 çift lafımız olsun"derdine düşmeye başlar,ancak bunda da başarılı olamayız.
Değişim bariz bariz kendini belli etmeye başladığında aradığımız şey neredeyse oturmuştur artık aslında.
Yakışıklı,espirili,3-5 kelime konuşabileceğimiz türden. 
Bu dönem genelde lise sonlarına tekabul eder. 
Hala bir yerlerde hata yapıyoruzdur. 
Biliriz ama gelişme süreci gösteremeyiz.Çünkü "yakışıklı" kavramı 1. sırada yer almaktadır.
Yakışıklı erkeklerin belki de en kötü özelliği yakışıklı olduklarını bildiklerinin farkında olmaları ve belkı de bu yuzden içi boş torbadan farksız oldukları gerçeği. Tabii bu kadınlar içinde geçerli.
Ancak şu anda konumuz erkekler.
Dış görünüş olarak en iyisi olacak diye kendimizi hırpaladığımız biz kadınlar genelde "en kötüsüne" ya da "eh işte idare eder" dediklerime gideriz gene.
Deli gibi aşık olup, eşşek gibi de süründüğümüz de olur bu "eh işte idare eder" dediklerimiz de.
Çok komiktir belki de ama "en yakışlısı" dediğimiz adama her zaman hayranlık duymaya devam ederiz.
Hayatımızda biri de olsa yine de hayranlık devam eder.
Ancak belli bir raddeden sonra istenilen şey "yakışıklılık" kavramı üzerinde değildir.
"Yakışıklılık" obje olmaya başlar.
Sıradan ve basit gelir.
Beklentiler farklılaşır.
Mutluluk,huzur,aşk,romantizm,sadakat... gibi tanımlar kendini göstermeye başlar..
"Amannn yakışıklı olsun" yerine "kaşı gözü düzgün olsun"
"Espirili olsun yeaağğ" yerine "Anlaşabileceğim frekansta "
"3-5 çift laf edebilelim" yerine "bazen hayranlıkla izleyebileceğim türde" olsunlara bırakır kendini..
Zaten buraya kadar geldikten sonra doğru kişiyi bulmamak gibi bir olay yoktur.

Ama şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım "ashton kutcher" gibi geniş omuzlu ama onun kadar cılız olmayan, "brad pitt" gibi renkli gözlü ama herkese çiçek dağıtmayan bir adamı kim arzulamaz ki?
Peki ya ben ne mi istiyorum?
Mümkünse bir ingilizle evleneyim. 
Yoo çok ciddiyim ingilizlere tapma derecesinde hayranlığım var.Ancak bu başka bir yazıya tabii.
Şaka bir yana ben galiba bir erkekte ilk önce ses tonuna bakıyorum.
Brad Pitt gelse, ses tonu tahrik edici,baş döndürü,beni o konuşurken kendine bağlayacak kadar iyi olmadığı sürece elimin tersiyle iterim onu.
Bu durumda eski sevgililerim ve şimdi ki gelecekteki sevgilime ya da sevgililerime her neyse işte bir iltifat mı? Evet iltifat olabilir. Evet evet iltifat olsun onlarla beraber "benim eski sevgilimm benim sevgilim yeaağğğ" diye benimde götüm kalkar daha iyi. 

Neyse şimdi azıcıkta gülelim.
Bu yazıyı bu kadar destanı neden yazdım ben.
Bir kaç kelime ile anlatamıyor muydum olan bitenleri.dersenız eger...
Butun bu yazının temelı Valerikasit le dün akşam ki muhabbetımız.
Birinin onu Follow ettiğini bende o kişiyi tanıdığımı model olduğunu ve arkadaşım olduğunu söyleyip fotoğraflarını göstermeye başladım.
Derken aşağıdaki fotoğraf denk geliverdi karşımıza..
Valerikasit'in "ayyyyyhh değiştir şunu ıyyy seksten erkeklerden soğutacak beni bu" demesi beni yardı.
Daha da komiği adamı Unfollow etti Twitter da. 

O değil de erkeğin çok konuşanını sevmezler ya hanii..
Boş konuşmasın tabii ki de ama susmasın da lan.
Neyse.

Evde Tek Başıma Vol 8.


Evde Tek Başıma Vol 8 oldu ciddi ciddi.
Bir gazla başladım sözde nerelere kadar geldim. 
Ben eğleniyorum gerçi yazarken baya baya sizde okurken eğleniyor musunuz bilemiyorum tabii..
Her neyse. 
Fotoğraftan gördüğünüz üzere dün gece "evde tek başıma" serime biraz ara verip "Evde Tek Başımıza" olarak değiştirdik. 
Oldukça keyifli, bol sohbetli,yemekli,gülmeli eğlenmeli bir gün geçirdik.
Önce makarna yaptık..
Sosyalmedya daki roportajları izledik.. 
Kendimizce yorumladık.
Sonr müzik dinledik. 
Bizim evdeki aptal internet yüzünden 50 saatte youtube acılsın dıye bekledık.
Sonraa geçtiğimiz günlerde yapmış olduğumuz Izmir turunda aldığımız puroyu yaktık.
Pozlar verdik. 
Fotoğraf çektik.
Suslendık puslendık.
Çok çok eğlenip güldük.
Yerlere yattığım anlar bile oldu dün gece Valerikasit'in erkek mankenlere tepkilerine.
Bunu daha sonra yazacağım "Ah Erkekler" başlıklı yazımda..
Size hava atmayı unuttuğum bir noktayı fark ettim şu anda. 
PinkFreud'un kitabını Izmir de alan 3. kişiyim. 
Ahaha bunla övunuyormusun dıyenlere övünmüyorum aslında. Ama övünebilirim de.
Ayyy onu mu okuyorsun okuya okuyaaa diyenlere de cevaben.. Bazen gülmek gerek.
Sadece felsefe psikoloji falan okunmaz. Tek düzelikten kurtulun (:
Neyse biz dün gece bölüm bölüm "Sorun bende değil,sende" kitabını da okuduk. 
Ne de çok şey yapmışızzz öyle..
Filmde izleyecektik ama sabah erken kalkıcaz diye yatıp uyuduk.
Hoş Valerikasit uyumamış 3'e kadar kitabı okumuş Pink'in ama olsun..
Anlayacağınız keyifli bir geceydi.. 
Birazdan fotoğraflar..

21 Ocak 2011 Cuma

Eskiden...



Eskiden...
Ortaokulda..
Lisede..
Ailede falan da arada bir..
"Ahita" veya "Ahi" derlerdi bana.
Şimdiler de yeni jenerasyon "parafdaatarim" olarak biliyor. 
Hitap ediyor.
Sesleniyor.
Arkamdan konuşuyor.
Yine de konuşuluyor bak işte diyenler olursa..
"Ahita" yı "Ahi" yi daha çok severdim ben.
Çocukken kuzenler derlerdi "Ahi,ahi,ahiii" diye.
Sonra o ortaokulda ve lise de "Ahita" oldu.
Sahii..
O "Ahita" diyen arkadaşlarım nerelerdeler şimdi?
Neden yoklar?
Bazen en saf en doğal arkadaşlıklarımı da özlüyorum.
Eve gideyim de tek tek arayacağım o "Ahita" diyenleri..
Özledim sanki..
Evet evet.
Özledim.

20 Ocak 2011 Perşembe

I want to fly.



I want to fly..
Yükseklikten korktuğumu önceki yazılarımı okuduysanız eğer biliyorsunuzdur.. 
Bilmiyorsanız da "meraba ben yükseklikten korkuyorum."
Peki bu fotoğraflar da neyin nesi derseniz eğer hemen söyleyeyim. 
Istanbuldan Izmir e döndüğüm sabahın köründeki uçakta manzaraya o kadar büyülendim ki dayanamadım izin alıp çektim.
Niye şimdi yüklediğimi sorarsınız bu aralar fotoğraf konusunda çok sorumsuz olmaya başladım. 
Düzenle aralarından seç koy küçült yoruyor beni bu eylemler..
Her neyse. Sonuç itibariyle koydum..
Yükseklikten korkuyorsun ama "i want to fly" diyorsun diyenler de olacaktır tahminen.
Evet uçmak istiyorum.
Müthiş bir his o. 
Gökyüzünde..
Bulutların üzerinde..
Tek başına..
Dayanılmaz bir hafiflik veriyor insana..
Sadece huzur doluveriyor için.
Hiçbir sorunla meşgul olmuyorsun yukarı da. 
Herkes her şey beklemek zorunda seni..
Belki de en güzeli de buydu gökyüzünün..
Senin çevrende devam eden hayat duruyor.
Ve..
Sadece sen devam ediyorsun..

Evde Tek Başıma Vol 7.


Evde tek başıma geçirdiğim bu gecede biraz hüzünlü hasret dolu geçiyor sanki..
Fotoğraftakiler bilmeyenleriniz için ben ve kız kardeşim.
Onu ne kadar çok özlediğimi hatırladım bu akşam.
Ne kadar özel olduğunu hayatımda.
Evimi özlediğimi..
Pazar günlerimi sadece kardeşime ayırmayı özlediğimi..
Beraber alışveriş yapmayı..
Beğendiğim T-shirtlere müdahale edip "çok şişko oldun" demesini özlediğimi fark ettim.
Gel artık 28 Ocak..
Evimi,ailemi özledim ben..

Evde Tek Başıma Vol 6.


Where is the party? diye giresim geldi yazıya. 
Olsa da gitsek ya partiye falan. 
Fotoğrafı görünce sanmayın ki evde parti falan verdim. 
Yok öyle bir şey.
Dün aslında çok komik bir gündü.
Komik olduğu kadar güzelde bir gündü.
Dün derste Twitter da mention gire gire hal olup "hadi buluşalım kahve içeriz" modunda karar kılıp buluştuğumuz halde bir bok yapamadığımız bir gündü.
Oha ne karmaşık uzun saçma bir cümle oldu ama silmicem.
Neyse  Cantürk, Emre ve Ilknur dan oluşan bir Twitter kadrosu ile dün gece bol bol araba gezisi yaptık. Resmen Izmir'in bir yakasını görmüş oldum.
Göztepe'yi de gördüm diye dolanırım artık ortalarda ben. 
Neyse.. 
Dün Cantürk ün zar zor Hükümet Konağını bulması ve buluşmamızın ardından Emre'yi alıp Ilknur'u almak üzere Göztepe'ye doğru yola çıkmamızla maceramız başladı.
Yolda bol bol güldük.
Özellikle de ben Emre'nin eski sevgilisine yarıl yarıl hal oldum. 
Ne ilginç insanlar var yahu şu dünyada. 
Kız telefon açıp "gerizekalısın sen aptal herif arama bir daha beni mahkemeye kadar giderim" diyor.
Hemen ardından tekrar kendisi arıyor. Emre de de peygamber sabrı mübarek. Hatun "gerizekalı,aptal herif" diyor bizimki "teşekkür ederim,ohh yarasın bana bana" diyip duruyor. Haliyle bayağı güldük dün biz.
Neyse Ilknur'u aldıktan sonra Inciraltı'na gidelim dediler. 
Inciraltına gittik.
Hepimiz Twittercıyız ya hemen kendimizi belli ediverdik.
Mekana girmemizle hepimizin @Inciraltı with falanca falanca diye girmesi bir oldu.
Oturduk bide kendimize güldük. 
Neyse orada çok egzantrik bir servis sorunu yaşayınca kalktık. 
Sahile gidelim balık ekmek yiyelim dediler.
Emre hayatımda hiç balık ekmek yemedım ben dıyınce. Hıc hıc dayanamadık. 
Emre yi milli olmaya goturmek için yola koyulduk.
Saat henüz 11 olmasına rağmen açık sadece 2 yer vardı. 
Biri Sahilevlerinin en pahalı yeri diğeri de pavyon vari bir mekan olunca kıçımıza bakaaa bakaa geri döndük. 
Sonra Ilknur'u eve bıraktık.
Ardından Emre ıle benı Cantürk küçükpark'a bıraktı. 
Derken eve gitcez ama açım yani ben.
Emreyle dürüm yedik o evine ben evime geldim.
Sonra atarlı bir post girdim de bugun kaldırdım onu gereksız diye.
Neyseee işte. 

Dünden çıkaracağımız sonuç : "Göztepe'yi de gördük inşaat her yer."oldu.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Değişim iyi midir ?


Değişim iyi midir? 
Dönem dönem kendini yenilemek açısından iyidir.
Yeniden doğmuş gibi hissettirir kendini.

Uzun zamandır kafamdaydı aslında temayı değiştireyim. 
Bir takım yenilikler yapayım blogspot sayfamda diye ama bir türlü zaman bulamıyordum.
Yalan söylemeyeyim.
Buna zaman ayırmayı tercih etmiyordum.
Çoğu zaman hepimizin yaptığı şeydir aslında bu. 
İsteriz.
"Zaman yok" deriz.
Oysa kendimiz zaman ayırmayı tercih etmeyiz.
Her neyse.
Dedim bugun yapacağım bir kaç değişiklik ve yaptım.
Koyu bir arka plan ve yazı karakteri farkındayım hem sizi rahatsız ediyordu hem de benim içimi bayıyordu. 
Ona bir el atayım dedim öncelikle..
Daha sonra uzun zamandır kafamda olan sayfada müzik çalma işlemini hallettim.
Bunu ben yapmadım tabii ki de.
Yalvar yakar anca yaptırabildim. 
Sonuç itibariyle yaptırdım. 
Şu anda arka fonda Regina Spektor dan Lady parçası çalıyor. 
Ancak her hafta farklı bir isime yer vereceğim blogumda. 
Ve size hikayesini anlatacağım eklediğim şarkının/şarkıcının.
Regina Spektor neden hala yok peki? diye sorarsanız. 
Aslında yazı bitti ancak tatmin edici olmadı bana göre. Biraz daha düzenlemeli,doğru kelimeleri seçmeliyim diye düşünüyorum ben. 
Bu nedenle biraz geç ekleyeceğim ama ekleyeceğim. 
Belki bu gece belki de yarın..

Yeniliklerle karşınızda olmaya her geçen gün devam edeceğim.
Dün bir kaç mail aldım ayrıca onlarla ilgili de açıklama yapmak istiyorum.
Önceden Tumblr kullandığım dönemde bana mail ile benimle paylaşmak istedikleri ya da benim blogumda gorunmesını istedikleri yazıları gonderirdi okuyucularım/takipcilerim.
Tekrar aynı bölüm olacak mı diye sordular.
Bu sorulara yonelık şöyle bir durum söz konusu. Tumblr buna musade ediyordu ben onaylıyordum sadece. 
Ancak burada böyle bir durum yok. 
Ama şöyle yapabiliriz.
Yine müzik,sinema ya da sizin tercihiniz de bir konuda önerilerinizi, şikayetlerinizi veya taleplerinizi,önceki gibi yazılarınızı "parafdaatarim@gmail.com" adresinden bana ulaştırırsanız bende elimden geldiğince sizlere hızlı dönüşler yapıp blogspot adresimde paylaşmaya devam edebilirim.

Ve ayrıca bu kadar kısa bır sürede doğru düzgün reklam dahi yapmadan ben.
Twitter,Tumblr,Blogspot ve Facebook tan ya da rastgele dolaylı yollardan bana ulaşıp yorumlarını bir şekilde bana ileten ve blogspot ta zaman ayırıp okuyan yorum yapan herkese teşekkür ederim.. 

Evde Tek Başıma Vol 5.


1 gece gecikmeli yazıyorum farkındayım. Ama bakın yakaladım günleri.
Evde tek başıma 2. gecemde dersin erken bitmesi ve benim ayakların geri geri giderek eve gelmem can sıkıcıydı. 
Ancak asıl olay evin her ne kadar toplu bırakıldığını yeni temizlendiğini falan söylesek de biz müthiş bir bulaşık ve darmaduman bir banyo vardı. 
Yapacak bir şeyim yok diye bende önce banyoyu sonra mutfağı temizledim. 
Çok ciddiyim. Tam 1 saat banyoyu temizledim. 2 saat 15 dakika da bulaşık yıkadım. 
Nereden mi biliyorum dün gece arkadaşım geldi tek bırakmadı beni sağolsun o tuttu dakikayı. 
O dereceymiş ev düşünün halimi. 
Neyse dün muhabbetin bol olduğu bir geceydi keyifliydi. 
Emeğe geçen katılımcı arkadaşlara da teşekkürlerimi borç biliyorum. 
Ama bir sır vereyim mi? 
Evde tek başına sanki daha güzeldi bir yerde.
Bu arkadaşlarımdan sıkıldığım anlamına gelmesin sakın.. Iyı kı geldiler.
Ama ne bileyim. 
Ben kendimi şartladım diye böyle oldu belki de.
Sonuçta bu metinlerin amacı "Evde Tek Başıma" olmak dimi ama? 

Evde Tek Başıma Vol 4.


Evde tek başıma ilk gecem aslında oldukça iyiydi. 
Yatağımın içinde sevdiğim değer verdiğim hayatımda olmasından mutluluk duyduğum bir insanla / arkadaşımla müzik dolu bir sohbet.
Yeni yeni keşifler.. 
Farklı soundlar..
Farklı tatlar..
Birazcık nostalji..
Hafif atışmalar..
Sonuç itibariyle her şey tadın da ve güzeldi.. 
Bilgisayarı kapatıp uyumaya karar verdiğim de dalana kadar tamamen karanlık bir evde tek başıma olmam biraz tedirgin edici olmasına rağmen uyuduktan sonrasını hatırlamıyorum..
Sabahların en neşeli yanı 09.30 da annemden aldığım mesajlar.. 
Neşe ile dolmama neden oluyorlar.. 
Uyandırıldım diye üfleyip püflemiyorum. 
Mesajı okuduğumda bazı sabahları kahkaha bile atabiliyorum.. 
Dünya da sahip olunabilecek en iyi arkadaş, en iyi dost ve en iyi anneye sahip olduğum için çok şanslıyım ben.  
Sıkıldığım da korktuğum da gecenin bir yarısı aradığımda sıkılmadan uykum var demeden konuşuyor benimle uyuyana kadar. Ben uyuduktan sonra telefonu kapatıp uyuyan ve sabahın köründe beni uyandıran bir annem var evet benim. 
Onu çok seviyorum.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Evde Tek Başıma Vol 3.


Galiba derse gidene kadar yazmaya devam edeceğim..
Şaka tabii bu. 
Evi toplamam gerek önce bir güzel.
Bu arada müziği son ses açmak güzel oluyormuş. 
Kimse kıs değiştir demiyor.
Olalalalalaalaa..

Sanırım eğlenceli bir 2 hafta geçirebilirim evde tek başıma da.. (: 

Evde Tek Başıma Vol 2.


Evde tek başım vol 2.yi şimdiden girdim bile. Vol kaça kadar gider hiç bilemiyorum.
Herhangi bir şeyi garantisini de veremiyorum ne yazık ki.

Her neyse.. Ne yapacağım evde tek başıma ben onları da not alayım ki yapcak bir şey bulamazsam "ne yapcaktım ben yahu" der de bakıveririm.

Bu hafta tamamen boş haftam olmasına ragmen önümüzdeki hafta finallerim var benim. 
Adam gibi oturup ders çalışmayı ve günde iki film izlemeyi düşünüyorum.
Oha bir de utanmadan 2 film izliceksin ha? dediğinizi duyar gibiyim. 
Valla okul saatlerim 6-9 arası olduğuna göre çokta rahat izlerim ya. 
Sabah uyandıgım da ızlesem, sonra azcık ders calıssam sonra okula gıtsem.. Gece geldiğimde yemek derdım olmadıgından gene film izlesem ya da once ders calıssam sonra film izlesem ohooo müthiş olur. 

Cuma günü.. Eğer ekmezse birileri gelecek. Pazara kadar güzel geçicek diye umuyorum tabii ben.
Sonraa sonraa Haftaya benim sınavlarım varya.. Gelen gidenim garanti çok olur. 
Nereden biliyorum. 
Uğur gelicem dedi. Gelir mi? Orası tartışılır tabii. Çağatay eğer kursu olmazsa geleceğini söyledi. 
Bak işte o gelir. Gelsin de başımın üstünde yeri var.
Başka kimler gelir bilemiyorum. Sorun da değil hani.. 
Annemin dediği gibi tadını çıkartmalıyım dimi? 
Evet evet çıkartıcam. Heyecan ve panik yok. 

Evde Tek Başıma Vol 1.



Neden Vol 1?
Çünkü uzuuuunncana olan 2 hafta boyunca bol bol "evde tek basıma" serileri gireceğim için "Vol 1" ile başlamak iyidir dedim.

Cidden evde yalnız bir başıma kalakaldım.
Ev arkadaşlarım sömestr nedeniyle ailelerinin yanına gidiyorlar bugun 3'te.
Normalde de aslında evde tek gibi bir şeyim ama yine de gürültü oluyor ya da diğer odada birileri var evet diyorsunuz. Ama şimdi.. Diğer odalarda kimse yok. Ben tek başımayım.

Evde tek olmak aslında çok güzeldir dimi?
Evet bende severim evde tek olmayı.. Ama annemin evinde. Istanbul'da yani.
Kendi evimde. Odamda.. Canım sıkıldıgında TV ızleyıp, son seste müzik dinleyebileceğim son derece güvenli alanda..

Niye Izmir güvenli değil mi?
Güvenli aslında. Bir şey olsa karşı komşulara gidiveririm.
Ancak benim odam yaşam alanı için pek ideal değil.
Bildiğiniz ya da şimdi öğrendiğiniz üzere Izmir'de doğalgaz sistemi çok çok yeni ve neredeyse sadece yeni yapılan binalarda var. Doğal olarak da diğer binalarda ya kömür sobası (daha denk gelmedi kömürlüsü) ya da elektrikli aletlerle ısınma mumkun.
Bizim ev öğrenci evi olduğundan sebep elektrikle ısınıyor. Ben sobayı ne zaman odama alsam. Evde olan veya eve gelen herkesten aynı tepki "Deprem mi oluyor?".

Peki neden bu tepki?
Sobadan gelen ısı dalgası yukarıya dık ulastıgında avızeyı sallıyor. Avızenın de masallahı var öyle bir sallanıyor ki ödünüz kopar. Çoğu zaman benim bile boşluğuma gelıyor bu durum. Ve tırsıyorum.

Sonraki ürküten şey. Cansu'nun ( Ev arkadasımın) odasındakı camların dogru oturtulmamasından sebeb, ruzgarı ıcerı alması. Hafifte olsa kapılar nedenini bilmediğimiz sebeblerden ötürü tam kapanmadığından gıcır gıcır ses ve "dank" diye çarpma sesi beni mafhediyor.

Bunun üstüne son olarakta banyodakı camların acık olması ve ust komsunun sesının dırekt odama düşmesi ayrı bır durum zaten. Camları kapatmayı bır cok kez denedık ama basaramadık.

Anlayacagınız bizim ev bana korku alanı gibi..
Yapcak bir şey yok..

2 Hafta evde tek başıma..

13 Ocak 2011 Perşembe

Çocuk olmak..


Aşkın ve sevginin en temiz en saf halleriydi çocukken sahip olduklarımız..
Seni Seviyorum derken bir utanma sıkılma haline girerdik..
Hayatımızın aşkını bulana kadar söylemeyecektik o iki kelimeyi..
Derken büyüdük..
Bu sefer kimi sevdiğimize kimi istediğimize çoğu zaman biz bile emin olamaz olduk..
O utangaç haller, çekinmeler, yavaş yavaş kaçamak yaşamalar geride kaldı..


Dinlediğimiz masallar hiç bitmesin isterdik..
Sonu gelmesin..
Ve biz hep başrole kendimizi koyalım isterdik..
Şimdi ise kendimiz yazıyoruz kendi hikayelerimizi..
Başrollerini kendimizin oynadığı,mükemmel olamayan hikayelerimizi..


Çocukken süper kahraman olup kurtardığımız gibi kurtaramaz olduk şimdiler de kendi hikayelerimizi..
Artık güçlü değil miyiz eskisi gibi?
Yoksa cesaret mi asıl sorun?
Ya da biz?
Güvenmiyor muyuz artık kendimize?


Şimdi kapatıyorum gözlerimi..
Hepiniz.. Hepiniz sakladığınız o çocuğu bulun..
Biliyorum sizde benim kadar özlediniz kendiniz olmayı..
Çocukluğunuzu...
En sevdiğiniz oyuncağı..
Anılarınızı..
Dizinizdeki yaraları..
Hadi sayıyorum..

Oldu mu?


Heeey..
Yakalayın o balonlarııı..

12 Ocak 2011 Çarşamba

45 lik.

Dönem dönem eski şarkılara takılırım ben.
Tabii bu şarkılar 45 lik tadında olurlar.
Bugun de nereden estiyse gene bana 45 liklerden dınlemek geldı ıcımden..
Derken Cover versiyonlara da şöyle bir göz atmış kadar oldum.
Bazı şarkıların cover ları daha bir hoş gelir kulağınıza..
Dinlediğinizde bir hoş eder içinizi..
Iste öyle bir cover "Kimler Geldi Kimler Geçti" şarkısı bende.
Ajda Pekkan'ın sesine saygı duysam da Cem Adrian'ın her şarkısına bayılmasam da bu şarkının coverı daha güzel.
Benim düşüncem bu tabii.

11 Ocak 2011 Salı

Ah anılar..



Lise yıllarım geliverdi aklıma bugun twitter da gorunce lınkını bu sarkının..
Hey gidi hey..
Zaman ne çabuk geçiyor öyle..

Bir zamanlar Coldplay şarkılarıyla yaşardık "Aşk"larımızı..
Mesajlarda Coldplay şarkı sözleri olurdu..
Şimdi dinlemez oldum sanki ben Coldplay'i. 
Öyle denk gelirsem dinler oldum.
Şimdi dinledim ya.. 
Vay be kocaman olmuşum zaman ne de hızlı geçiyor..
Diyiverdim işte.

Izmir de sevilir.

Seviyorum burayı aslında.
Ailemi evimi arkadaşlarımı çok özlesem de. 
Artık burada da arkadaşlarım var diyebiliyor olmak çok güzel. 
Gezip tozabiliyoruz. 
Tiyatroya sinemaya gidebiliyoruz. 
"Sıcak şarap içmek istiyorummm" diye krizlere girdiğimde "Hadii şarapçıya gidiyoruzzz" diyen arkadaşlarım var artık. 
Sanki hayatımda ilk kez arkadaşlarım oluyormuş gibi yazıyorum dimi?
Ehehe hayır oyle değil. 
Ancak Izmir'e geldiğimden beri ev arkadaşlarımın gölgesinde olduğumdan özgür olmak çok güzel geliyor. 
Ev arkadaşlarımın gölgesi dediysem de onlarla dakka başı değildim. Ama evden dısarı pek cıkmıyor gezmiyordum. Geldiğimden beri Izmir in hiçbir yerıne gitmedim dersem yerı var. 
Ama simdi degıstı durumlar. 
Geziyorum.
O bende "yeter Ahtel. Kaldır kıçını ve çık dışarı." isyanı geldi çattı ve ben "kendim gibiyim" artık.
Bu yüzden izmir de güzel..
Çok cici insanlarla tanışıyorum.. 
Blogcu da olsa.. Olmasa da.. Okuldan da olsa.. Olmasa da hepsi güzel insanlar.. 
Bu yüzden diyorum ki...


Izmir de bir şansı hak ediyor (: 

6 Ocak 2011 Perşembe

Bazı Şarkılar ve Bazı Insanlar..


Bazı şarkılar..

Bazı insanlar..


Beklemediğiniz bir anda.. 
Beklemediğiniz bir insanla..
Ya da herhangi biriyle..
Herhangi bir melodi de..
Bir bakmışsınız anınız olmuş.
O müzik "o"nu hatırlatır olmuş.
Aradan uzun zaman geçtiğinde bile,tesadüfen dinleseniz de.. 
Bazen gözlerinizi doldurur bazense özlediğinizi bazen "keşke" demenize neden olur.. 
Ama en çokta özlediğinizi hatırlatır.. 
"Özledimm!" dersiniz. Eliniz telefona gider. Aramak,mesaj atmak istersiniz.
Ama yapamazsınız.. 
İşte ben ne zaman Jay Jay Johanson dinlesem.. Aklıma "O" gelir.. 
Ağlamak isterim.. 
"Keşke" derim..
En çokta özlerim..
Yanında / Yanımda olsa(m) ya derim..
Yaptığım hataları keşke telafi edebilsem derim.. 
Ve en çokta "suçlu" olduğumu kabul ederim.
Işte ben böyle düşünürken onun hayatına "ben" olmadan devam ettiğini de bilirim.. 
Hayatımda olan insanları kırdığımı da..
Ve ne kadar güçsüz olduğumu da. 
Ama bilirim hata bende..
Doğru yolu ararken hayatımdakı bir cok kısıyı ıncıtıp kırdığımı her zamankı "ben" gibi.. 

Her zaman ki gibi..
Şaşırtamadım kimseyi ve hayal kırıklığına uğrattığım "kendim" gibi..


O zaman siz de dinleyin...


Now it's true love has died 
No more roads left to try,far away
Far away,long ago
When love was here to stay
Now it's gone 
It doesn't matter what we say, so far
Now every word is like a knife 
But the silence cuts you twice


http://ufizy.com/#6W9IsPkHA5E/r/!/  

YeniYıl Mı?


Nasıl bir Yeniyıl geçirdiğimi soruyor herkes.. 

Nasıl bir Yeniyıl gecesi geçirdim ben?
Pekte iyi sayılmazdı aslında ilk başlar da..
Kardeşim hasta oldu birazcık hastane tepelerınde geçicek gibiydi.. Derken aile içi biraz kavga çıkınca egolar yuzunden aldım kardesimi anneanneme gittim. 
Agac aldık ufak tefek bişi. Onu süsledik beraber.. Yemek bişiler yaparken, annem geldi..
Kızlarımsız bir yenıyıl dusunemıyorum bile dedi.. Elinde pizzalarla.. (: 

Ailecek güzel bir yıldı.. 
Site içinde 12 de atılan fişekleri izlemeye çıktık kardesimle.. 
Evet tam 12 de kardesim kucagımda "Mutlu" girdik yeni bir yıla.. (: 
Umarım ailemle dolu dolu güzel bir yıl olur 2011 (: 




Uyumak..



Uyumak kadar güzel bir şey varmı ki yeryüzünde insanı doyuran bu derece?
Bence yok..


Istanbul'da oldugum 10 gun boyunca dogru duzgun uyumayan bır ınsan olarak, sanırım Izmir'i özlemişim be diyebilme nedenlerimin başında "Uyku" geliyor.
Annemin "erken kalkan erken yol alır" politikası yuzunden işiniz olmasa bile erken kalkmalısınız.. 
Sanırım en geç uyandıgım saat 08.30 du. 
Vee dun Izmir'e dönmemle birlikte, bugun 2 ye kadar gayet güzel uyumuş bulunuyorum..


Uyumak güzeldir ya..
Hem daha dinç olmanızı hemde neşenizi yerine getirir..
Çoğu zaman kahveye ihtiyac bile duymazsınız uykunuza doydugunuz da.
Bir süre sersemletici etkisi olabilir; sureklı uyumayı istemek gibi.. ama bu size ayrı bir sempatiklik kazandırır.
Kendinizi sevebilirsiniz.. (: 

5 Ocak 2011 Çarşamba

Tekrar Izmir..


Istanbul tatilinin ardından tekrar evde olmak çok berbat bir duygu aslında..Ne de guzeldı Istanbul.. 
Her şeyiyle nasıl özlemişim 1 ayda.. 
Neler mi yaptım??? 
Oooo neler yapmadım ki.. 
Arkadaşlarımı gördüm.. Her ne kadar bazılarını göremedıgım ıcın uzulsem de yıne de cogunu gordum sayılır..
Sonraaa Fransız sokagına gittim.. Ne kadar değişmiş ben gitmeyeli.. Kaliteyi düşürmüşler.. Gerçi ben gitmeyeli nereden baksanız 5 6 ay olmuştur.
Sonra olmazsa olmazlarımdan "Sanat" ve "Ada" ya gittim..
Sıcak şarap içtim sohbet ettim arkadaşlarımla..Fotoğraf çektim dolu doluu (: 
Kardeşimi nasılll nasssılll özlemişim anlatamam en çokta onunla vakit geçirdim.. (: 

Kısaca 10 gunun özeti bu.. Detaylar mı?? Fotoğrafları bir toparlayayım ondan sonra (: