28 Şubat 2011 Pazartesi

Digiturk'e bir mail..




Merhaba. 

Öncelikle vaktinizi çaldığım için sizden özür diliyorum.
Çok fazla uzatmayacağıma söz veriyorum.
Adım Ahtel.
Basit bir blog yazarıyım.
Kendime ait "özgür" olduğum bir alan da düşüncelerimi kimse engellemeden yazıyordum. 
Bu aksama dek.
Digiturk'un kullanıcılarından biri olarak, benim için son derece önemli bir parçaya müdahale edenin, özgürlüğümü elimden almak isteyenin Digiturk oldugunu öğrendiğimde çok üzüldüm. 
Gerçekten üzüldüm.
"Basit bir maç yayınını yayınlayan bir blogcu yüzünden mahkemelere gidecek kadar düştü mü Digiturk" dedim kendime. 
Sonra bir kez daha üzüldüm.
Sizlerin hangi pencereden hayata baktığınızı,çocuk sahibi ya da bir aile sahibi olup olmadığınızı, ne şartlarda eğitim aldığınızı ya da nasıl bir gelecek sürdüğünüzü bilemiyorum.
Ancak bizler blog yazarları olarak, Türkiye yok olmaya yüz tutan bir kültürü ayakta tutmaya, hatırlatmaya çalışıyoruz..
Blog yazıyoruz.
İnsanları okumaya teşvik ediyoruz.
Sevecekleri, anlayacakları dilde anlatıyoruz onlara edebiyatı..
Kitaplar önerip edebiyata katkı sağlıyoruz.
Filmler hakkında yazıp sinemaya katkı sağlıyoruz.
Yeniliklerden olan bitenlerden bahsedip bilgi vermeye çalışıyoruz..
Bazen de sadece kendimiz için yazıyoruz.
Demiştim ya "özgür" olduğumuza inanıyoruz.
Bizler gerçekten "özgür" olmak istiyoruz.
Sizlerinde gördüğü gibi zaten bir çok konuda "özgür" olamıyoruz.
Ama en azından yazmak istediğin gibi konuşabilmektir ve yazarken hiç kimse düşüncelerimizi engelleyemez diyoruz. 
Ama şimdi siz..
Bu özgürlükten bizleri mahrum bırakıyorsunuz.
En yakın arkadaşımızı..
Dostumuzu..
Evimiz dediğimiz yeri bizden alıyorsunuz.
Emeğimize saygı duymuyorsunuz.
Bir kaç kişinin sorumsuzluklarını yasaları ihlal etmesini bize de ödetiyorsunuz.
Belki bu maili okuduğunuzda sizin için hiçbir şey değişmeyecek..
"Vah vah" diyecek,halimize üzülecek, 
Ya da iş arkadaşlarınıza da yüksek sesle okuyup gülüp eğleneceksiniz.
Hatta abartırsak acıyacaksınız halimize..
Boş gezenin boş kalfaları diyeceksiniz belki de sizlerde başbakanımız ya da diğer bakanlarımız gibi bizlere..
Alkol kullanan, blog yazıp baş kaldıran, ayrıkı, din düşmanı insanlarız çünkü biz.
Özgür olmayı hak etmiyoruz çünkü..
Sizde bu özgürlüğümüzü rahat koltuklarınızda, on milyonlarca kuzu sürüsü olan halkımızdan ortalama aylık aile başı 100 liraya yakın ödeme aldığınız faturalarla engelleyebilirsiniz..
Lütfen çekinmeyin..
"Her zaman genç bir oluşum..
Kendini yeniliyor.
Yeniliklere ve yeni paylaşımlara açık.."
Diye düşündüğüm Digiturk böyle bir gerikafalılıkla hayal kırıklığına uğratmaya devam etsin bizi..
Genç düşünürleri, genç yazarları, genç fotoğrafçıları, genç sanatçıları kendilerini ifade ettikleri tek "özgür" alandan mahrum bırakın..

Teşekkür ederim özgürlüğümü "sizlerde" elimden aldığınız için.. 



Честита Баба Марта..


Düşünüyorum da nasıl açıklayacağım ki ben şimdi size Baba Marta'yı.
...
Baharın gelişini kutlamak demek Baba Marta.
4estita Baba Marta da Baba Marta'n kutlu olsun demek. 
Ne alaka derseniz..
Baba Marta'nın geçmişi oldukça uzun bir döneme tekabül ediyor.
 Bir gelenektir ve hala devam etmektedir.
1 Mart'ta tuttuğunuz dileklerle bileğinize kırmızı-beyaz ipliklerden oluşan bir bileklik takarsınız.
Dileyenler evlerine ya da çocuklarının yakalarına da asabilir. 
Bir çok çeşidi vardır bu yönde..
Baba Marta'yı leylek görene kadar insanlar bileklerinde taşırlar.
Ya da yeni açan bir ağaç görünceye kadar. 
Daha sonra da dileklerini tutarak o ağaca ya da leylek gördülerse de diledikleri bir yere, dala asabilirler.. 
Şans, bereket, huzur ve mutluluk getirildiğine inanır.. 
...
Şimdi koluma Baba Marteni4ka mı taktım da..
Özlemişim Sofya'yı..
Senenin en güzel günleri vardır şimdi orada..
Heyecanlı Baba Marta hazırlıkları..
Arkadaşlara özenle seçilen Marteni4kalar..
Ahh ahhh..
Keşke Sofya da olsaydım...
Bu Baba Marta alışık olduklarımdan farklı ve yanlız geçiyor gibi..
Ancak bütün iyi dileklerim Marteni4kalarınız da sizinle...

 4estita Baba Marta na vsi4ki.. (: 







Kendime Not #5


Dün gece ciddi anlamda depresyon hali yaşıyordum..
Oturdum eğrisiyle doğrusuyla kendi hayatımı karşıma aldım..
Yaptıklarım ve yapacaklarım hakkında biraz sohbet ettik.. 
Ne kadar değiştiğimi gördüm sayesinde.
Bana sen bunları bunları yaptın.
"Oysa böyle değildin" dedi. 
Düşününce hak verdim tabii..
Sonra bir liste yaptık.
Yapacaklar listesi.
...
1- Okula düzenli gidilecek.
2- Ders çalışılacak.
3- Okunmayan ve yarım kitaplar bitecek.
4- Fransızca kursu ihmal edilmeyecek.
5- Herkese güvenilmeyecek.
6- Fotoğraf çekimlerine çalışılacak.
7- Hikaye yazmaya devam edilecek.
8- Erkeklerden uzak durulacak.
9- Asla eğri şekiller oluşturulmayacak.
10- Sadece "ben".
...
İşte tam bu listeyi tamamlamış, "bu gece ağlayıp zırlayayım da yarın hafta başı ve her şey güzel olacak" diyerek yattım yatağıma.
Tabii uyuyakalmışım o kadar yorgun olunca.
Sabah, bütün ay heyecanla beklediğim Oscar sonuçlarını NTV den tekrar izleyip öğrendiğimde egolarım tavan yaptı.
Akşam ki listeye bakıp "demiştim her şey güzel olacak diye" dedim kendime.
Bu bir işaret mi bilmem ama tek bir yerde tökezlemişim o da En ıyı yardımcı kadın oyuncu da.
O kadar da herkeste olur sonucta.
Neyse..
Şimdi yatağımdan kalkıp kahvaltımı yapacağım.
Sonra da kahvemi alıp ders kitaplarıma göz atacağım. 
Malum 1 haftadır gittiğim yok derse.
Geri kaldım anlayacağınız.
Offf bir de daha açıklama metni yazıcam ki konuşayım derste neredeydin 1 haftadır dediğinde hoca.
Nasıl olsa 1 hafta herkese aynı açıklamayı yapıcam. 
Eyvah eyvah işim var. 
Neyse..


27 Şubat 2011 Pazar

Kendime Not #4



İzmir'e geldiğimden beri hey heylerim üstümde..
İstanbul da çok sıkıldığımı söylüyordum ya. 
Geldiğimden beri keşke evimde olsam diyorum.
Hoş ev arkadaşlarımı çok özlemişim ama çok sıkıldım..
Belki beklemediğim şekilde gelişen olaylardandır bu sıkılma hali.
Ya da evimde adam gibi zaman geçiremediğimden.
Daha okula 1 kere gittim mesela..
Ah Tanrım.
Utanıyorum kendimden.
Aldığım kararlara sadık kalamamam beni çok yıpratıyor.
Siz olsanız ne yapardınız?
Kendinizi yarı yolda bırakmanız herkesten ve her şeyden öncelikli bir durum olmaz mıydı sizin için de?
...
Sıradan bir hayat yaşadığım 1.5 ay önceki İzmir günlerini özlüyorum ben ne yalan söyleyeyim.
Okul..
Arkadaşlarla Kahve Diyarı..
Haftasonları Alsancak falan..
Evde uyumalar..
Ev arkadaşlarımla dizi, film izlemeler..
Forum da alışveriş yapmalar...
Küçük Park'a inmeler..
Yemeksepetinden siparişler..
Ne de güzel dimii anlatınca..
Bende çok özledim bu yüzden..
...
Kendimi kendime affettireceğim..
Son derece de kararlıyım bu konu da. 

25 Şubat 2011 Cuma

Music Please Vol 7.


Bu ara çok sık Music Please yazıyorum dikkat ettim. 
Ancak çok sevdim ben bu şarkıyı. 
Teoman'ı zaten artık tanımayan yok tabii bir de o yüzden değiştirme gereği de duyduğumu söyleyebilirim..
Her neyse bu hafta ikinci Music Please de Maria Mena yer alıyor.
Hemde Just Hold Me adlı cici bir parçayla..
İlk albümü Another Phase 2002 yılında müzik marketlerdeki yerini aldı. 
Bu albüm ile Maria Mena ilk platin plak ödülünü aldı.
İkinci albümü Mellow 2004 yılında piyasaya sürüldü.
Aynı yıl ilk "Uluslararası Albüm" ünü piyasaya sürdü.
White Turns Blue adlı albüm dünya listelerinde iyi bir giriş ve tanınmasına kilit albüm oldu.
Apparently Unaffected adlı 4. albüm 2005 yılında satışa sunuldu. 
Bu albüm White Turns Blue ya göre daha kendi halinde denilebilecek durumda olsa da müzik piyasasındaki yerini korumayı başardı.
Ve son olarak 2008 yılı içerisinde çıkardığı Cause and Effect adlı albümünü piyasaya sürdü.
Tarzına biraz göz atarsak, pop alternatif rock, pop rock yaptığını söyleyebiliriz.
Bu hafta Just Hold Me adlı parçasını paylaşacağım. 
Just Hold Me adlı parçası Maria Mena'nın en bilinen ve en sevilen şarkısı olmak gibi bir özelliği sahip ve ilk albümü olan Another Phase içerisinde 7. şarkı olarak yer alıyor.

Keyifli dinlemeler dilerim.. (: 

22 Şubat 2011 Salı

Music Please Vol 6.


Bu hafta Music Please de bir değişiklik yaparak Türk sanatçıya yer veriyorum.
Kafamda aslında çok farklı bir isim vardı aslında.
Belki de yazıyı geç yazıyorum diye değişti..
Her neyse bilmiyorum işte...
Bu hafta Teoman bizlerle birlikte Music Please de.
Sus Konuşma adlı parçasıyla..
Neden Teoman’ı seçtim...
Belki de sizlerinde tanıdığı birinin doğum günü bugün..
“Yoksa ona bir armağan mı bu?” diye düşünenlere kocaman bir “hayır” yanıtını vereyim hemen.
Elbette doğum günü hediyesi değil.
Ancak ben sizlerden biraz önce kutladım onun doğum gününü..
Ve nedense Teoman çalıyordu o an arka fonda..
Bazen anılar çok kuvvetli gelir ve bir bakmışsınız bir şarkı x kişiyi hatırlatırken..
Öbür şarkı sizi 10 sene geriye taşıyıvermiş.
İşte öyle biri Teoman’da..
Ortaokul yıllarımdan tutun da, lise anılarıma..
Yaz tatili maceralarımda hep var olan biri.
Hatta üniversitede ev maceralarına bile eşlik ediyor..
İşte bu yüzden bugün için..
Dünü bugünü ve yarınları da hatırlatmasıyla Teoman ı seçtim..
Sus Konuşma adlı parçayı seçme nedenimse..
Bir çok duyguyu bende bir araya toplayışı..
Hırçın, aşık, asi, özgür ve genç..
Ben ne zaman genç desem “yaşlı mısın yahu sen” diyenlere bıktım açıklamaya buradan da yazayım son kez..
Oradaki kast edilen “yaşlı” kavramı “olgunlaşmak” anlamının yerini dolduruyor..
Neyse..
Hadi ritme bırakın kendinizi..
Eşlik edin şarkıya..
Birkaç dakikalığına da olsa asi olun..
Dans edin..



"Denedim" en azından...


Alışkanlıklar da özlenir.
Bazen bir melodi duyarsınız ve eski anılar canlanıverir aklınız da.
Eşlik edersiniz parçaya.
“O an”ı tekrar yaşamak istersiniz.
“O an” a odakladığınızdan kendinizi, karşı tarafın tepkisini hesaba katmazsınız.
“Özledim.” “Teşekkür ederim.” “ Hatırlıyor musun?” “ Ah ne de güzel günlerdi...” demeniz yeter her şeyi mahvetmeye.
Bazen siz istersiniz olmaz.
Bazen siz istemezsiniz yine olmaz.
Böyle bir döngü de hayal kırıklıklarını önlemek adına,
Açın müziği.
Ağlayın.
Zırlayın.
Gülün kendi kendinize.
Kahkaha atın.
Bir kadeh destekleyici de alın.
Kim deli diyecek saçmalamayın.
Dese de yeridir zaten.
Kendi başınıza yaşayın anılarınızı.
Ya da.
Siktir edin.
Geçmiş.
İyi ya da kötü geçmiştir.
Müziğin sesini biraz daha açın.
Derin nefes alın.
Rahatlayın.
Yazı bitti.
Nokta.


19 Şubat 2011 Cumartesi

Küçücüktüm bende.


Normal şartlarda kıskanç biri değilimdir aslında ben. 
Hani böyleee dizeyim şuraya da herkes görsün benimde bebeklik fotoğraflarım var diyen biri değilim kesinlikle..
Ancak, dün gece fotoğraflara bakarken bazı fotoğraflarımı görüp çok duygulandım..
Keşke halaa çocuk olsam dedim..
Bir kere daha dönsem o günlere dedim..
Sonra da neden bende blogumda paylaşmıyorum ki bu fotoğrafları dedim.
Ve işte buradalar.. 
Evet sarı bir bebektim ben.
Babamda sarıydı..
Gerçi halaa sarıyız.
Annemde artık kıvırcık saclı değil ama o zamanlar öyleymiş..
Güzel kadın dimii??
Bence de..
Babamın kolunda benim ve annemin adı yazıyor halaa evet.
Bir gün çocuk sahibi olursam bende yüzlerini omuzuma dövme olarak yaptırmayı düşünüyorum.. 
Tıpa tıp aynısı olmasa da yaparlar bir güzellik..
Hadi uzatmayayım bakın siz fotoğraflara..















Fotoğraflar Değerlidir..


Şimdiye kadar hiç annemi anlatmadım sizlere..
O bir süper kahramandır..
Sizin asla göremeyeceğiniz güçlere sahip hem de..
...
Daha önce ondan bahsetmedim..
Çünkü o kadar uzun olur ki ben yazarken sıkılmam ama siz okurken yorulursunuz..
...
Annem...
Annem, her şey demek benim için..
Ben demek.
Sizi yargılamadan her halinizle kabul eden belki de tek kişi demek..
En iyi arkadaş..
Sırdaş..
Sadık bir dost demek..
Hayatım boyunca hiç durmadan büyük bir sabırla bana yenilikler katan kadın,annem..
Çocukken, “sakın ağlama” diyen kadın annem..
“En iyisini yapabilirsin” diyen..
Hayata gülümsemeyi öğreten..
Sarılmanın dünyanın en güzel şeyi olduğunu öğreten..
Korkmadan “seni seviyorum” dedirten..
Denizin sonsuzluğuna ve kutsallığına inanan bir kadın annem..
İnsanı sakinleştirip huzur verdiğini söyler daima..
“Ah şu dalgaya bir bak ne kadar da hırçın.. Tıpkı senin gibi.. Şu anda sensin o dalga.. Anlat bakalım neye kızdın bu kadar?” diye konuya giren annem..
Büyüdüğümdeyse “hadi sahile inelim biraz yürüyelim” diyen de o..
Denizin olmadığı bir yerde yaşayamaz.
“Sen her şeyden önce geliyorsun” derdi eskiden bir işi olduğunda beni dinlemek için ara verdiğin de...
Şimdi “kardeşin ve sen her şeyden daha değerlisiniz” der..
Ona her ihtiyacım olduğunda ben demeden anlayan insan..
Hata yaptığımı, üzüleceğimi bilse de “yap kendin öğren hata olduğunu” diyerek doğruyu yanlışı öğreten o.
...
Her şeye rağmen yalnız başına da olsa güçlü ve dimdik ayakta olan..
Bütün işlerinin yoğunluğunun arasına beni ve kardeşimi dinlemeyi de ihmal etmeyen, bize hep zamanı olan o.
Eşek kadar da olsam, üniversite de de olsam sınavlardan önce arayıp motive eden o.
İdare ederi kabul etmeyen o.
Basit bir blog da, birkaç fanzin de hatta kapanan bir dergide de olsa yazdığım için gurur duyan o.
Hep akıl verdiği gibi arada akıl alan da o.
Dedim ya en iyi dost, arkadaş o.
Kızsa da, bağırsa da bazen çileden de çıksa sarıldığımız da bütün dünyayı, sorunları unutturan bir huzur o..
“Benden daha iyisini başarmak zorundasınız” diyen o.
Biz iyisi olalım diye de elinden gelenin en en iyisini yapan ve yapmaya da devam eden o.
...
Bu yazıyı okuduğunda, “sonsuza kadar onu çok  sevdiğimi”  öğrenecek olan o..
Ve en önemlisi...
“Yarın her şey çok güzel olacak” diyerek bizi uykuya daldıran, umudu öğreten o.

Yarın, her şeyden çok daha güzel olacak anne...
Söz veriyorum..

* Fotoğraftakiler annem ve ben.

17 Şubat 2011 Perşembe

Music Please Vol 5.



Music Please Vol 5 i erkenden yazıverdim bu hafta..
Çünkü bazı değişiklik yaptım..
Bildiğiniz üzere en son Ironic parçasını koyacaktım ve o çalacaktı..
Tabii o olmadı..
Son 1-2 haftadır da şu anda arka fonda çalan "Need You Now" adlı parça dilimdeydi..
Dedim "Ironic" olmadı bari bu olsun..
Ve bu oldu..
Ne biçim yazıyorum yahu. 
Saçmaladım.
Neyse toparlayayım hemen.
Lady Antebellum bildiğiniz üzere geçtiğimiz günler de 5 alanda Grammy aldı..
Grup üç kişiden oluşuyor ve Country alanında müzik yapıyorlar.. 
Grubun toplam iki adet studio albumü bulunmakta..
İlki 2008 yılında grup ile aynı adı taşıyor Lady Antebellum ikinci albüm de 2010 yılına ait ve haftanın şarkısı olarak seçtiğim şarkı ile aynı adı taşıyor Need You Now. 
Grup Grammy ödüllü demiştim hatırlarsanız..
Bu yıl 6 dalda adaylığı bulunuyordu Lady Antebellum un.
Ve tam 5 alanda Grammy leri topla.
Hemde Grammy ödülleri arasında en önemli ödül olarak kabul edilen "Yılın şarkısı ödülü"nü "Need You Now" adlı parçayla almış bulunmakta.. 

Blogda uzunca bir süre çalacak zaten bu şarkı bol bol dinlersiniz artık..

Bu arada önemli bir bilgilendirme daha.. 
Bundan sonra blogumun sağ üst köşesinde Music Please bölümünde haftanın şarkılarını paylaşacağım aynı şekilde yazacağımda.. 
Elbette ki arka planımız da devam edecek çalmaya...

Keyifli dinlemeler... (: 


Bayan X ve Bay Z.


Bu başlığa yabancılık mı çekiyorsunuz? O halde, önce buraya . 
Bölüm # 2


Soru işaretleri kendinden ağır gelmeye başladığında...
“Her şey ve herkes...
Şimdi..
Derhal..
Yitebilir.” Diyorsun.
Ruhun özgür kalsın...
Sen özgür ol istiyorsun.
...
Demiştim ya mutlu sonla biten bir hikaye değil bu.
Bu yüzden de kesin bir “son”u yok.
...
Bir hikaye yazdım.. X ve Z nin hikayesi..

Bay Z, Bayan X’in parmak uçlarına hayran kalmıştı o gece. Taa içinde hissetti..Sonra sabah oldu. Gerçekleri gizleyen gece yerini güneşe bıraktı..
Ve..
“Daha fazla kaptırmayalım kendimizi” dedi Bay Z.
...
Hayatına giren diğer adamlar gibiydi Bay Z’de..
Hayatına giren diğer kadınlar gibiydi Bayan X.
Her şey gibiydi Bayan X ve Bay Z.
Her şey...
Her şey, biraz gerçek ve biraz da yalandır aslında...



15 Şubat 2011 Salı

Sinyora Enrica ile İtalyan Olsak ya bizde..


İncir Reçelini izlemeye gittiğim gün afişini görmüştüm ancak film başlamak üzere olduğu için çıkışta incelerim afişi diyip salona geçmiştim..
Derken fragmanı verdiler İncir Reçeli başlamadan önce...
3-5 dakika bir şeydi ama biz bayağı bir eğlendik..
Kesin kesin izlemeliyiz dedik..
Çıkınca da afişini inceledim...
İstedim ama vermediler bana odama asayım diye..
Şu aralar koleksiyon yapıyorum odamın bir köşesine asıyorum Türk Yapmı kaliteli filmlerin afişlerini..
En azından bulduklarımı...
Her neyse birazcıkta filmden bahsedeyim..
Filmimiz 18 Şubat cuma günü yaniii 3 gün sonra vizyondaki yerini alacak..
Yönetmenimiz ve senaristimiz Ali İlhan..
Oyuncular deseniz ohooooo İsmail Hacıoğlundan tutun da Acun Ilıcalıya hattaa hataa Claudia Cardinale'ye kadar müthiş isimler bir arada..
Pinema Film yapımı olan filmimizin birazcıkta konusuna değinip, yazılanlara çizilenlere bir bakacak olursak...
Henüz vizyona girmemesine rağmen çoktan Altın Portakal'ı alıp götürdü bile Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak..
Hemde en iyi kadın roluyle..
Eh söz konusu olan Claudia Cardinale olunca bu ödül kaçınılmaz oluyor elbette..
Filmin konusunu şu an paylaşmayacağım.. 
Dileyenler sitelerden internetten okurlar tabii ki de.
Ancak ben izledikten sonra cuma akşamı yazacağım düşüncelerimi...

Şimdilik diyebileceğim tek şey fragmanı izleyip izleyip...
"Aaah aahh Sinyora Enrica ile İtalyan Olsak ya bizde..."

Buyrunuz fragman efenim... 
Keyifli seyirler...



Düşündüm de..






Düşündüm de... 
Eskiden daha güzel fotoğraflar çekiyormuşum ben yenilerine göre..
Kendimi şartlamaya başlamışım şimdiler de..
Eskiden gelişigüzel çekebiliyormuşum...
Amacım o an'ı yakalamakmış..
Şimdi hiçbir şey düşünmeden çekmek için çektiğimi fark ettim fotoğrafı..
Hiçbir zaman kaygım ya da birileri bir şeyleri beğensin diye ne yazdım ne de fotoğraf çektim ama garip geldi nedense yaptığım..
Üzüldüm kendime.. 
Bir daha yapmicam dedim.
Söz verdim. 
Sizde bilin diye de buraya yazdım. 
Nokta.

http://acorpsee.deviantart.com/  

13 Şubat 2011 Pazar

Music Please Vol 4.


Bu haftanın konuğu olarak da Cat Stevens seçmiş bulunuyorum..
Kendisini bizler Cat Stevens olarak tanısakta o 1977 yılında Müslüman olarak "Yusuf Islam" adını aldı.
Kendisi Cat Stevens adıyla 60 ve 70 li yılların en popüler sanatçılarından olmakta...
Yazarken genelde yazdığım kişilerin şarkılarını dinlerim..
Ve bugun çok ilginç bir şey oldu..
Cat Stevens e ait nadide parçalardan Wild World bir yandan dinliyor bir yandan da yazıyordum ki.. 
Teyzemle eniştem dans etmeye başladılar..
30 seneye yakın evlilikleri var.. 
Ve şu anda karşımda dans edip gülüyorlar..
"Biz gençken discolarda dans eder, aşkımızı ilan ederdik bu şarkılarla.. Mektupları süslerdi sözleri.." dediklerinde iyi bir tercih olduğundan tam anlamıyla emin oldum diyebilirim..
Bu kısa yaşanmışlıktan sonra yazımıza kaldığımız yerden devam edeyim..
 Yaptığı müzikle saygımı toplayan bir isim..
Büyülenmiyor musunuz sizde dinlerken ??
Aşık olmak, haykırmak gelmiyor mu içinizden??
....
Yaptığı müziğe ve albümlerine göz attığımızda ne çok iş yapmış diyiveriyorsunuz..
Ve yapmaya da devam etmelii...
Cat Stevens'i doğru kalıplar altında toplayabilecek miyim bilmiyorum ama bir deneyelim.. 
Yaptığı müziği kısıtlamamak gerek aslında ama bana göre o zaten çizgisini kolay kolay bozmayan biri..
Hangi şarkısını dinlerseniz dinleyin Classic Rock ve Akustik soundlar fazlasıyla hakim..
Ses tonuna diyecek kelime dahi bulamıyorum..
Cat Stevens adıyla 11 adet albumu bulunuyor bunlar 1966'a Matthew & Son, 1967 New Masters, 1970 de Mona Bone Jakon, yine aynı yıl 1970 de Tea for the Tillerman, 1971 de Teaser and the Firecat, 1972 de Catch Bull at Four, 1973 de Foreigner, 1974 de Buddha and the Chocolate Box, 1974 de Saturnight, 1975 de Numbers, 1977 de Izitso, 1978 de Back to Earth, 2005 te Majikat ve yine 2005 yılında derleme bir albüm olan Gold'u çıkartmış.
Baktığımızda 78 ile 2005 yılları arasında bir boşluk olduğunu görüyoruz. 
Ancak bu boşluk sadece Cat Stevens adında album cıkartmadığı için.. 
Bir de Yusuf Islam adıyla cıkarttığı albumler var..
Onlarda şöyle..
1995 yılında The Life of the Last Prophet ile başlıyor.. 1998 de I Have No Cannons that Roar, 1999 da Prayers of the Last Prophet, 2000 de A is for Allah, 2003 de de I Look I See, 2006 da An Other Cup, 2008 de Footsteps In The Light, 2009 yılında da son olarak Roadsinger adlı albumu cıkartmıs bulunmakta..
Peki ya ben "Music Please Vol 4." için hangi parçasını mı seçtim??
"Wild World" ya da "The First Cut Is The Deepest" henüz karar vermedim.
Pazartesi sabah görürsünüz artık.. 
Keyifli dinlemeler (:

12 Şubat 2011 Cumartesi

Konserden Ne Haber? #1


Hiiii James Blunt değil mi "Oo.." (:
Eveeeet.
Doğru bildiniz.
James Blunt çok yakında Türkiye sınırları içerisinde bizlerle olacak..
Konser detayları hakkında henüz tam teşekkürlü bilgiler yok.
Ancak kesin geliyorlar.
Nereden mi biliyorum?
Gazetelerin websitelerinde gördüm..
UNILIFE Organizasyon tarafından düzenlenen etkinlik 24 Haziran Istanbul Küçükçiftlik Park ve 25 Haziran Izmir Arena'da bizlerle birlikte olacak..
Bilet fiyatları ve detayları hakkında henüz bilgiler Biletix'te açıklanmadı.
Ancak kısa zamanda satışa çıkacaktır.
...
Detayları sizlerle paylaşmaya devam edeceğim..


X ve Z..



Bölüm #1



Ilk görüşte aşk’a inanır mısınız??
Bende inanmam..
Ya da inanmazdım demeliyim..
Belki de hala inanmıyorumdur bu da aşk değildir belki..
Kim bilir..
Peki ya tesadüfler..
Onlar gerçekten varmı?
Filmlerde olduğu gibi tesadüfler varmı?
Belki..
...
Orta çaplı bir grubun içinde herkesle tanıştığı gibi tanışmışlardı onlarda..
“Merhaba ben bayan x.”
“Memnun oldum bende bay z”

-Neden y harfini seçmedim biliyor musunuz? X ve y her zaman beraberlerdi.. Ayırmak mümkün olamazdı... Sadece matematik ve mantıkta bile olsa.. X denince akla Y gelirdi.. Oysa bu mutlu sonla biten bir hikaye değil ve onlar birbirlerine ait değiller.. X ve Y gibi değil.. X ve Z gibi... Her ne kadar Z her zaman üçüncü tekil kişi olsa da...

...
Bayan X, kendi halinde yaşayan oralarda da oldukça yeni biriydi..
Yeni insanlarla tanışmak, yeni başlangıçlar olarak geliyordu ona..
Bay Z de öyle bir şeydi işte..
Gruptaki herkesten biriydi..
Yeni bir başlangıçtı ama herkes gibiydi..
Bayan X oralarda yeni olduğu ve eskiye ait kayıpları çok büyük olduğundan temkinli davranıyordu herkese ve her şeye..
Ancak kendi gibiydi yine..
Orada geçirdiği en güzel günlerden biri olduğunu söylüyordu kısacık zaman diliminde bile o günün...
...
Bay Z ile herhangi bir düşüncesi olmamasına rağmen arkadaşları sayesinde ekleyip daha sonra da dışarı da görüşmüşlerdi...
Bayan X, Bay Z nin kadın ruhuna hitap ettiğini düşünüyordu aslında...
“Her kadın böyle bir arkadaş, dost ister. Çok şanslıyım” diye düşünüyordu...
Derken bir gün..
Bayan X ve Bay Z arasında yakınlaşma oldu..
Beklenen bir şey miydi?
Anlık bir olay mıydı?
Yoksa ihtiyaç mıydı?
Unutulmalı mıydı?
Unutulmamalı mı?
...
Sorulara cevaplar aranmaya bile zaman kalmadan gitti Bay Z..
Bayan X “ Gitme.. Kal.. Nolur..” demek istiyordu...
Bay Z gözlerinden okusun fark etsin ve gitmesin bırakmasın onu diye umut ediyordu...
Bay Z, bunları anlamadı bile ağlamaklı bakışlarından Bayan X in...
Soğuk bir öpücük ve zoraki sarılma ile çekti gitti...
Oysa Bayan X, “Ben arkamı döneyim,sen trip attığımı sanıp sarıl.. Oysa ben, sırf sen tüm gece yanımda kal ve sarıl bana diye arkamı döneyim... olur mu?” diyecekti Bay Z gitmeden...
Bay Z beklemedi bile Bayan X in diyeceklerini...
Ne gitme kal diyebildi..
Ne de sarılmasını sevdiğini...
Onun bir başka geldiğini...
Kaçamaktan çok başka olduğunu...
Daha önce “asla unutamam ve yerini kimse dolduramayacak” dediği adamı bile unutturduğunu..
Gitmesini istemediğini...
Ama diyemedi kaçar gibi giden Bay Z nin ardından...
Öylece baktı asansöre binerken Bay Z.
...
Yatağına döndüğünde “unutması gerektiğini,hiçbir şeyin olmadığını, birkaç öpücükten bir şey olmayacağını, abartmaması gerektiğini.. En önemlisi de hayatında biri olduğunu hatırlaması gerektiğini” yineledi kendine Bayan X.
“Hayatında birinin var olması....”
Büyük bir soru işaretiydi..
Gerçekten var mıydı?
Peki neden o gece olmuştu?
Bayan X in kafası o kadar çok karışmıştı ki bütün gece oturup sadece düşündü...
Hayatında kimseyi istemediğine karar verdi..
Olan biten her şeyi unutacaktı.
Uzun süre ne bir ilişki ne de devam eden ilişkisini istemiyordu..
Özgür olmak eskisi gibi kendi ileyken de mutlu olmak istiyordu..
Yeni umutlarla daldı uykuya Bayan X.
Sonra sabah oldu..
“Bugün her şey çok güzel olacak.” dedi yataktan kalkarken..
Havada sanki dileklerini duymuş gibiydi..
O kadar güzel, güneşli, aşk dolu, cıvıl cıvıldı ki..
İç geçirdi, arkadaşıyla buluşmaya gitti..
Sohbet esnasında Bay Z nin ona verdiği sözü hatırladı..
“Geleceğim” demişti Bay Z.
Gerçekten gelecek miydi?
Peki ya Bayan X?
O...
O nasıl davranacaktı?
Nasıl davranmalıydı...
Elini mi sıkmalıydı yoksa sarılmalı mıydı?
Yanağına mı öpücük kondurmalıydı yoksa boynu ile yanağı arasında kalan yere mi?
Yoksa öpmemeli miydi?
...
Bütün bu sorulara bir yandan cevap ararken Bayan X, Bay Z geldi ve tam karşısına oturdu..
Ne öpücük ne başka bir şey..
Hiçbiri olmadı..
Öylece iki arkadaş gibi oturdular..
Sohbet ettiler iki arkadaş gibi..
Bayan X kestiremiyordu nasıl davranacağını...
Belki de yaptığı en kötü şey Bay Z ye sormak olacaktı...
Tabii dayanamadı ve sordu..
Aldığı yanıtın “Unutalım her şeyi. Ben unuttum sende unutmalısın.” Olması hüzün olmasa da umudunu kırmıştı Bayan X in..
Bağlandığını düşünmüyordu Bay Z ye..
“Herhangi biriydi..” diyordu...
Diyordu ama, Bay Z yi her görüşünde, Bay Z den gelen her mesajda ya da aradığında ayrı bir heyecan duyuyordu..
Kalbi yerinden neden çıkacak gibi atıyordu?
...
Yazılarını süsleyen herhangi kadından biriydi belki de Bayan X de.
Böyle olacağını bekliyordu zaten sadece teselli bulmaya çalışmıştı Bayan X.
Belki.. demişti.
Sarılışını aklından çıkaramadığı, kaçmak istediğinde sığındığı yerdeki adam olduğuna inanmak istiyordu..
“Bir kez olsun...” diyordu..
“Belki bir kez olsun o’dur doğru olan..” diyordu..
Ya da sadece kendisini kandırıyordu..
Sonra düşündü de “Yazılarını süsleyen kadınlardan biri bile o olmadığına” karar verdi..
Öylesine, gerçekten de bir x ti hayatında Bayan X.
Bilirsiniz..
Her zaman bilinmeyendir X...
Bolca soru işaretlerini beraberinde getiren, aynı zamanda “bilinmeyenliğine” alışılandı X.
Bay Z de bunu diyordu..
Bunu istiyordu..
Belki de istediği bu değildi..
...

Uyumak çözüm olacak mıydı?
“Konuşma balonlarım noktalarla dolduğunda uyanmam gerektiğini anladım.” Diye hikayesini anlatan Bayan X..
Şimdi neden uyanamıyordu?
...
“Uyku zamanı” dedi Bayan X.
Ilaçlarını aldı ve “kabuslar.. bu gece olmasın” umuduyla uykuya daldı...