28 Şubat 2011 Pazartesi

Digiturk'e bir mail..




Merhaba. 

Öncelikle vaktinizi çaldığım için sizden özür diliyorum.
Çok fazla uzatmayacağıma söz veriyorum.
Adım Ahtel.
Basit bir blog yazarıyım.
Kendime ait "özgür" olduğum bir alan da düşüncelerimi kimse engellemeden yazıyordum. 
Bu aksama dek.
Digiturk'un kullanıcılarından biri olarak, benim için son derece önemli bir parçaya müdahale edenin, özgürlüğümü elimden almak isteyenin Digiturk oldugunu öğrendiğimde çok üzüldüm. 
Gerçekten üzüldüm.
"Basit bir maç yayınını yayınlayan bir blogcu yüzünden mahkemelere gidecek kadar düştü mü Digiturk" dedim kendime. 
Sonra bir kez daha üzüldüm.
Sizlerin hangi pencereden hayata baktığınızı,çocuk sahibi ya da bir aile sahibi olup olmadığınızı, ne şartlarda eğitim aldığınızı ya da nasıl bir gelecek sürdüğünüzü bilemiyorum.
Ancak bizler blog yazarları olarak, Türkiye yok olmaya yüz tutan bir kültürü ayakta tutmaya, hatırlatmaya çalışıyoruz..
Blog yazıyoruz.
İnsanları okumaya teşvik ediyoruz.
Sevecekleri, anlayacakları dilde anlatıyoruz onlara edebiyatı..
Kitaplar önerip edebiyata katkı sağlıyoruz.
Filmler hakkında yazıp sinemaya katkı sağlıyoruz.
Yeniliklerden olan bitenlerden bahsedip bilgi vermeye çalışıyoruz..
Bazen de sadece kendimiz için yazıyoruz.
Demiştim ya "özgür" olduğumuza inanıyoruz.
Bizler gerçekten "özgür" olmak istiyoruz.
Sizlerinde gördüğü gibi zaten bir çok konuda "özgür" olamıyoruz.
Ama en azından yazmak istediğin gibi konuşabilmektir ve yazarken hiç kimse düşüncelerimizi engelleyemez diyoruz. 
Ama şimdi siz..
Bu özgürlükten bizleri mahrum bırakıyorsunuz.
En yakın arkadaşımızı..
Dostumuzu..
Evimiz dediğimiz yeri bizden alıyorsunuz.
Emeğimize saygı duymuyorsunuz.
Bir kaç kişinin sorumsuzluklarını yasaları ihlal etmesini bize de ödetiyorsunuz.
Belki bu maili okuduğunuzda sizin için hiçbir şey değişmeyecek..
"Vah vah" diyecek,halimize üzülecek, 
Ya da iş arkadaşlarınıza da yüksek sesle okuyup gülüp eğleneceksiniz.
Hatta abartırsak acıyacaksınız halimize..
Boş gezenin boş kalfaları diyeceksiniz belki de sizlerde başbakanımız ya da diğer bakanlarımız gibi bizlere..
Alkol kullanan, blog yazıp baş kaldıran, ayrıkı, din düşmanı insanlarız çünkü biz.
Özgür olmayı hak etmiyoruz çünkü..
Sizde bu özgürlüğümüzü rahat koltuklarınızda, on milyonlarca kuzu sürüsü olan halkımızdan ortalama aylık aile başı 100 liraya yakın ödeme aldığınız faturalarla engelleyebilirsiniz..
Lütfen çekinmeyin..
"Her zaman genç bir oluşum..
Kendini yeniliyor.
Yeniliklere ve yeni paylaşımlara açık.."
Diye düşündüğüm Digiturk böyle bir gerikafalılıkla hayal kırıklığına uğratmaya devam etsin bizi..
Genç düşünürleri, genç yazarları, genç fotoğrafçıları, genç sanatçıları kendilerini ifade ettikleri tek "özgür" alandan mahrum bırakın..

Teşekkür ederim özgürlüğümü "sizlerde" elimden aldığınız için.. 



Kendime Not #5


Dün gece ciddi anlamda depresyon hali yaşıyordum..
Oturdum eğrisiyle doğrusuyla kendi hayatımı karşıma aldım..
Yaptıklarım ve yapacaklarım hakkında biraz sohbet ettik.. 
Ne kadar değiştiğimi gördüm sayesinde.
Bana sen bunları bunları yaptın.
"Oysa böyle değildin" dedi. 
Düşününce hak verdim tabii..
Sonra bir liste yaptık.
Yapacaklar listesi.
...
1- Okula düzenli gidilecek.
2- Ders çalışılacak.
3- Okunmayan ve yarım kitaplar bitecek.
4- Fransızca kursu ihmal edilmeyecek.
5- Herkese güvenilmeyecek.
6- Fotoğraf çekimlerine çalışılacak.
7- Hikaye yazmaya devam edilecek.
8- Erkeklerden uzak durulacak.
9- Asla eğri şekiller oluşturulmayacak.
10- Sadece "ben".
...
İşte tam bu listeyi tamamlamış, "bu gece ağlayıp zırlayayım da yarın hafta başı ve her şey güzel olacak" diyerek yattım yatağıma.
Tabii uyuyakalmışım o kadar yorgun olunca.
Sabah, bütün ay heyecanla beklediğim Oscar sonuçlarını NTV den tekrar izleyip öğrendiğimde egolarım tavan yaptı.
Akşam ki listeye bakıp "demiştim her şey güzel olacak diye" dedim kendime.
Bu bir işaret mi bilmem ama tek bir yerde tökezlemişim o da En ıyı yardımcı kadın oyuncu da.
O kadar da herkeste olur sonucta.
Neyse..
Şimdi yatağımdan kalkıp kahvaltımı yapacağım.
Sonra da kahvemi alıp ders kitaplarıma göz atacağım. 
Malum 1 haftadır gittiğim yok derse.
Geri kaldım anlayacağınız.
Offf bir de daha açıklama metni yazıcam ki konuşayım derste neredeydin 1 haftadır dediğinde hoca.
Nasıl olsa 1 hafta herkese aynı açıklamayı yapıcam. 
Eyvah eyvah işim var. 
Neyse..


27 Şubat 2011 Pazar

Kendime Not #4



İzmir'e geldiğimden beri hey heylerim üstümde..
İstanbul da çok sıkıldığımı söylüyordum ya. 
Geldiğimden beri keşke evimde olsam diyorum.
Hoş ev arkadaşlarımı çok özlemişim ama çok sıkıldım..
Belki beklemediğim şekilde gelişen olaylardandır bu sıkılma hali.
Ya da evimde adam gibi zaman geçiremediğimden.
Daha okula 1 kere gittim mesela..
Ah Tanrım.
Utanıyorum kendimden.
Aldığım kararlara sadık kalamamam beni çok yıpratıyor.
Siz olsanız ne yapardınız?
Kendinizi yarı yolda bırakmanız herkesten ve her şeyden öncelikli bir durum olmaz mıydı sizin için de?
...
Sıradan bir hayat yaşadığım 1.5 ay önceki İzmir günlerini özlüyorum ben ne yalan söyleyeyim.
Okul..
Arkadaşlarla Kahve Diyarı..
Haftasonları Alsancak falan..
Evde uyumalar..
Ev arkadaşlarımla dizi, film izlemeler..
Forum da alışveriş yapmalar...
Küçük Park'a inmeler..
Yemeksepetinden siparişler..
Ne de güzel dimii anlatınca..
Bende çok özledim bu yüzden..
...
Kendimi kendime affettireceğim..
Son derece de kararlıyım bu konu da. 

25 Şubat 2011 Cuma

Music Please Vol 7.


Bu ara çok sık Music Please yazıyorum dikkat ettim. 
Ancak çok sevdim ben bu şarkıyı. 
Teoman'ı zaten artık tanımayan yok tabii bir de o yüzden değiştirme gereği de duyduğumu söyleyebilirim..
Her neyse bu hafta ikinci Music Please de Maria Mena yer alıyor.
Hemde Just Hold Me adlı cici bir parçayla..
İlk albümü Another Phase 2002 yılında müzik marketlerdeki yerini aldı. 
Bu albüm ile Maria Mena ilk platin plak ödülünü aldı.
İkinci albümü Mellow 2004 yılında piyasaya sürüldü.
Aynı yıl ilk "Uluslararası Albüm" ünü piyasaya sürdü.
White Turns Blue adlı albüm dünya listelerinde iyi bir giriş ve tanınmasına kilit albüm oldu.
Apparently Unaffected adlı 4. albüm 2005 yılında satışa sunuldu. 
Bu albüm White Turns Blue ya göre daha kendi halinde denilebilecek durumda olsa da müzik piyasasındaki yerini korumayı başardı.
Ve son olarak 2008 yılı içerisinde çıkardığı Cause and Effect adlı albümünü piyasaya sürdü.
Tarzına biraz göz atarsak, pop alternatif rock, pop rock yaptığını söyleyebiliriz.
Bu hafta Just Hold Me adlı parçasını paylaşacağım. 
Just Hold Me adlı parçası Maria Mena'nın en bilinen ve en sevilen şarkısı olmak gibi bir özelliği sahip ve ilk albümü olan Another Phase içerisinde 7. şarkı olarak yer alıyor.

Keyifli dinlemeler dilerim.. (: