30 Mart 2011 Çarşamba

Hiç aşktan korktugunuz oldu mu?
Ya da cok ama cok cesur?
Çok istediğiniz ama geç kaldıgınız?
Ya da aşık olduğunuzu söylemekten korktugunuz?

Sizi izlerken aşık oldugunuz adam, ağlamamak için ecel terleri doktugunuz oldu mu?
Ya da o sizi izlerken daha da bağlandıgınız?
Seni seviyorum demekten korktugunuz?

Bir kere çekip gittikten sonra "ben geldım" demek hiçbir şey ifade etmıyor aslında.
Bir kere gittiniz siz.
Yine gideceksiniz..

Gidecek miydiniz ki ?
Gitmeyecektım ben oysa..

29 Mart 2011 Salı

Music Please Vol.11


Dayanamadım bu şarkı bu hafta olmazsa olmaz dedim.
Veee bu hafta Music Please Vol. 11 de Spiller var.
Spiller ile tanışmam çok garip değil aslında.
Ancak geçtiğimiz günlerde bir arkadaşım Facebook profilinde paylaşmıştı ve bende çok sevmiştim.
Biraz araştırdım.
Ve aslında hepimizin aşina oldugu bır isimle karşılastım.
Sophie Ellis Bextor.
Evet doğru duydunuz.
Sophie Ellis Bextor ile düet parçası bulunmakta.
Zaten hit yapan da bu parça.
Ancak bana sorarsanız album ile aynı adı tasıyan Batucada da cok keyıflı bir parça.
Spiller ın ortaya cıkısı hakkında biraz bilgi verecek olursam.
Spiller, Italyan bir DJ ve asıl adı Cristiano Spiller.
Ancak sahne adı olarak Spiller adını kullanıyor.
2000 yılında  Sophie ellis bextor ile yapmış oldukları Groovejet adlı parça bir çok ülkede birinci sıraya kadar yukselme gostermiş olmakta.
Yazının baslarında da dedıgım uzere, asıl patlama yaratmasını saglayan kilit isim Bextor olmuş karıyerınde Spiller'ın.
Genel olarak tarzına söyle bir goz attıgımda Spiller'ın diğer parçalarında daha bir House, Dance - Funk kategorilerinde daha belirgin diyebiliriz.
Müzik kariyerine baktığımızda, 1997 yılında Laguna adlı single ile kariyerıne basladığını goruyoruz.
1998 yılında EMI UK de odule layık gorulmus Batucada parcasıyla.
2000 yılında piyasaya surulen Groovejet adlı single dunyada 2.000.000 adet satmış. Ve birçok ülkede uzunca bir süre #1 numara da yerını korumus.
2002 yılında Cry Baby adlı bir baska single ile karşımızda.
2003 yılında Italya'dan Nano Records odulune layık gorulmus.
2006 yılında çıkarttıgı Jumbo adını tasıyan sıngle ın son versıyonu için Theo eşlik etmiş. ( Freestylers "Push Up")
Gelelim bu hafta bizimle hangi parçası yer alacak (:
Az cok tahmın edıyorsunuzdur sızde bence.
Evet dogru bıldınız Groovejet bizlerle beraber olacak bu hafta.
Bildiğiniz üzere Blogger daki düzenime halaa geçemediğim -nasıl yapacagımı bılmedıgımden kaynaklı bu- üzere şarkının videosunu paylasmış bulunuyorum.
Keyifli dinlemeler dilerim.. (:

Kendime Not #8


Hayat bazen rezil de vezir de eder ya sizi..
Acır ama acımadı dersiniz.
Buyudunuz ya, aglamak zor gelır.
Oysa cocukken dustugunuz de diziniz kanadıgın da annenize kosturarak gidip sarılan, aglayan bir zamanlar sizdiniz..
Erkektiniz..
Ya da kadın..
Sizdiniz o koşan..
Şimdi neden sarılıp aglamak, "acıdı anne" demek zor gelıyor?
Oysa ben sımsıkı sarılmak...
O dizim kanadığında sarılıp ağladığım gibi ağlamak istiyorum..
Yine annem bana sarılsın..
Başımı okşasın..
"Ben öptüm geçicek şimdi" desin..
İnanayım ona ve geçsin acı.
Düşündüğünüz kadar güçlü değilim aslında bende biliyor musunuz?
O sapasağlam duran...
Hayatla..
Kendisiyle..
Geçmişiyle..
Geleceğiyle..
Şu anıyla dalga geçen ben..
Çokta güçlü, yıkılmaz bir dağ gibi dursa da değilim biliyor musunuz?
Ağlayabiliyorum mesela.
Kırılabiliyorum..
Canım acıyabiliyor..
Çıkmaza girebiliyorum.
İsyan edip, pes etmek istiyorum.
Umursamamak..
"Banane" demek istiyorum..
Hani çoğu zaman takmıyorum ya..
Keşke hiçbir zaman takmasam diyorum.
Çığlık atmak istersiniz, sesiniz çıkmaz.
İsyan edersiniz ama kimse duymaz ya.
İşte öyle bir şey bu..
Herkes kendisiyle geceleri yüzleşir aslında..
Bazıları hayallerle dalar uykuya..
Bazısı planlarla..
Bazıları borçlarını dusunur..
Bazıları sevgılısını..
Bazıları da cok yorgun olur dırekt dalar uykuya..
İşte ben en çok son kategoriyi seviyorum..
Ne rüyalarım oluyor..
Ne de kabuslarım o zaman..
Düşünmüyorum.
Yatağa giriyorum.
Ve sadece...
Sızıyorum.
Uyuşturulmuş gibi bir şey.
Keşke hergün bir beni uyuştursa..
Bu derece dayanmak bana cok zor gelıyor.
Her sabah gun aydınlandıgında tekrar aynı sorumluluklar agır gelıyor.
Tekrar aynı çabalar her zamankı yerını alıyor.
Aynı maskeler takılıyor.
Ve yıne aynı suratlar karşında.
Ne kadar sabit değil mi?
Oysa alışığız hepimiz aynı rolleri her gun aynı saatler arasında oynamaya.
Profesyonelleştik artık alanımız da.
Bazen kardesımle yer degısmeyı o kadar cok ıstıyorum kı.
Bir kez daha...
Bir kez daha çocuk olmak için.
Düşüp anneme koşmak için.
Ağlamak için.
Sarılmak için.
Utanmadan aklıma gelen ılk seyı soyleyıp yargılanmamak ıcın..
Terk edılmemek ıcın..
Canımın acımaması ıcın.
Kırılmamak ıcın..
Acımaması ıcın..
Tekrar hayallerımın olması ıcın..
Hiç acı çekmemiş bir aşk yaşamak için..
Aşk'ı yeni baştan öğrenmek için..
Sevmek için..
Sevilmek için..
İşte böyle takmıyoruz gibi dursakta hepimiz takıyoruz hayatı, insanları, olayları ya..
Hepimiz çok iyi oyuncularız aslında.
Valla bak.

Bö.


Bundan sonra mantık çerçevesinde yazmamaya karar verdim.
Sanki öyle bir çerçeveyi sağlayabiliyormuşum gibi.
Bu fotoğraftaki şahsiyet bizzat ben oluyorum.
Hangi kafayla o pozu verdim bilmiyorum ama tahminen boyanın kokusundan kafa olmuş formattaydım ki boyle bır kare ortaya cıkmıs.
Neyse normalde benım annem sac boyama konusu ne zaman acılsa kavga cıkarır ve ızın vermez.
Aslında su anda da ızın aldıgım söylenemez.
İstanbul'a gıttıgımde supriz olacak.
Yicem azarı oturucam kesın de neyse..
Anlayacagınız dayanamadım boyadım ıste.
Balıgım var demıstım ya.
Pazar dı hanı adı.
Heh.
İşte onun adı artık Portakal.
Döneklık yaptık çevirdik adını Cansu'yla.
Neyse Portakal ile aynı renkteyim artık.
Çok güzel bir duygu bu.
Cidden sevdim rengi de.
Ruh halimi değiştirdi.
Keyifliyim..
Gülüyorum..
Eğleniyorum..
Mutlu muyum?
Emin değilim.
Belki..
O değil de bugün bu fotoğrafı Facebook'a yukledıkten sonra cok komik şeyler oldu.
En çok güldüğümde ergenlerden gelen "çıkma teklifleri" oldu.
Çıkma teklifi diye bir olay varmış lan dedim kendime.
Biraz sonraki postta aralarından seçtiğim en komiğini yayınlicam.
Çünkü cidden ben çok fena yarıldım okurken.
Sizinde yarılmanızı ve ben ne zaman sıkılsam o yazıyı okuyup yarılmayı istiyorum.
Bu arada Wordpress'e alıştım ben.
DNS değiştirip Blogspot'a artık girebiliyorken, içimden oraya yazmak gelmiyor.
Yeni başlangıçlar..
Yeni deneyimler gibi..
Öyle işte.

Music Please Vol.10


Olaalaalaa (:
Artık kaçta kaldıgımı da hatırlayamıyorum.
Blogger'a da gıremıyorum dıye girenlere baktırıyorum.
Hayır bır ton DNS denedım kac gundur olmuyor.
Neyse Wordpress'e de alıstım sayılır.
...
Eveettt buraya ılk kez Music Please yazıyorum ben.
Bu yüzden özene bözene seçtim dermişim.
Yok öyle bir şey yalan.
Kandırmayalım burada kendimizi.
Şimdi Music Please nasıl işliyor biraz bahsedeyim siz yenısınız şimdi.
Amma aşağıladım ha.
Şaka şaka.
Takılıyorum ben burada.
Başka eglencem yok malum.
Neyse Music Please de her hafta bir grup sarkıcı sanatcı seçiyorum.
Ve kendimce karar verdiğim bir şarkısını yayınlıyorum.
Wordpress de eklentılerı henuz cozemedım ama cozerım bugun yarın onu da ben.
Butun hafta o parça çalıyor yani calmasa da profilde duruyor.
Aynı zamanda bende o grup hakkında yazıp cızıktırıyorum kendimce işte.
Öylee karalıyorum.
Bu haftaki konuğum Nouvelle Vague.
Şarkı konusunda cok kararsız kaldım aslında.
Bu yuzden lıste yapmaya karar verdım.
1- Dance with me.
2- Dancing with myself
3-  Ever fallen in love
4-  In a manner of speaking
Ben bu halıyle cok sevıyorum yahu.
Bu dort sarkıyı aynı sırayla dınleyın.
Sizde seveceksiniz bence..
Peki bakalım bakalım Nouvelle Vague kimmiş.
Neymiş?
Nouvelle Vague, Fransız müzisyenlerden oluşan bir grup olmakla birlikte genelde başarılı cover parçalarla anılmaktalar.
Parçalar genelde 80 lerin unlu new wave ve punk parçalarına yaptıkları bossa- nova coverlardan oluşuyor.
Depeche Mode dan tuttunda Joy Division a kadar bir çok kült grubun parçalarını kendilerine özgü tarzlarıyla yorumlamıslardır.
Diskografilerine göz attığımızda grupla aynı adı taşıyan Nouvelle Vague 2005 yılında piyasadakı yerını aldı.
Hemen ardından 2006 yılında Bande A Part adlı albumün çıkışı yapıldı.
Ve bana sorarsanız grubun adını tavan yaptıran album bu oldu.
Dance with me den Ever fallen in love a hatta Blue monday'e kadar bir çok kişide favorileşmiş parçaların bulunduğu bir album oldu.
Keyifli dinlemeler dilerimmmm (:

Sıyırma Noktası.

Sıyırma noktası gece gece.
Kırılma noktası gibi oldu bu da.
Midem bulanıyor, ekşiyor böyle kramplar falan..
O değilde kalbim cok kotu lan.
Ciddiyim.
Geçen gece ölücem sandım.
Nefesim kesildi.
Kalbım sıkıştı.
Ev halkınında benımde ödüm koptu.
Doktora gitmedim mi ?
Gittim tabii ama malum devlet dairesi halaa tahlilleri bekliyoruz.
Öğrenci olunca böyle oluyor lan.
Evde olsam annem anında çözmüştü sorunumu.
Garibim şimdi anca telefon acıyor gunde ellı kere "gittin mi annecım hastaneye? ne dediler? dıkkat etmıyorsun dımı kendıne orada? Sıkı gıyın. Izmırın havasına guvenme aman kızım sen alısık degılsın ıstanbullardan sonra oralara...." diye gidiyor annemin lafları..
Ama cidden ölüyordum lan.
Gözümün onunden geçti resmen her şey film şeridi gibi.
Ağladım ya.
Ölmekten öyle bir korktum ki "yeri değil lan hayır dur" falan dedim kendime.
Bu gece durup durup yazasım gelıyor.
Kafamda o kadar çok saçmalık var ki.
Atmam lazım hepsini ki rahatlayayım..
O değil de.
Sadece ben daha güzel lan.
Valla kimse gelmesin girmesin hayatıma.
Eskisi gibi arkadaşlarım ben olayım.
Sonra dengelerim kısa devre yapıyor.
...
Öyle işte.
Gidip uyicam ben.
Sabahın köründe dersim var.
Nasıl bir zihniyet lan bu da.
Cumartesi hem de sabahın körüne ders mi konur..
Ege işte.
Yapcak bişi yok.
Sike sike gitcez.

Kendime Not #7

Şarkıya ağlayabilirim.
Acayip gözlerimi dolduruyor.
Duydugum cümlelerse cabası.
Of.
Ağzıma sıçılmış gibi hissediyorum resmen.
Başıma gelmeyen bir bu kalmıştı sanırım.
...
Ben anlamıyorum..
Gerçekten anlamıyorum..
Erkekler fazla karmaşıklar..
Basit hiçbir yanları yok aslında..
Onlar için bir şeyler yapmaya çalışırsın ama arkasına sıgındıkları, daima kaçmayı başardıkları ve sizi rahatca kırdıkları  "odunum ben" kalıbı vardır ya benı olduren de heh o işte.
...
Mideme kramplar giriyor.
Beklediğim böyle bir tepki değildi.
Aptallık bende daha ileri gidecegını mı sanıyordum?
Gerçekten öyle bir hayalim mi vardı?
Hemde dogru duzgun tanımadıgım bırıyle?
Niye farklı gelmişti ki bana?
...
Offf..
Boğuluyorum.
Daralıyorum burada.
İmha etsem ya bende kendi kendimi 5 saniye içinde James Bond filmlerindeki notlar gibi.
...
Kafayı kırmak üzereyim diyorum da inanmıyorsun işte..
...
Bu arada beynimin içine edildi Blogger - Wordpress arasında git gel yapmaktan.
Ağlanmıyorum anasını satim artık.
Hangisi denk gelırse ona yazıcam.
Yeter !
Kızdım gece gece gene.
...
Bu arada siz siz olun dinlemeyin ard arda bu şarkıyı..
Yer yutar parçalar atar valla sizi.

Benim de Balığım Var.

Olalalalaalaa benim de balığım var..
Çok komik oluyor dimi böyle söyleyince..
Bence de.
Ama dedim bir kere yapacak pek fazla bir şey ne yazık ki sizler için yok.
...
Açıkçası şaka bir yana yazmak istediğim o kadar çok şey var ki..
Wordpress'e halaa ısınamamamdan sebeb yazmıyorum..
Yazamıyorum daha doğrusu..
Her neyse..
Bugün yazmaya karar verdim..
Neden derseniz unutmaya başladım olayları..
Düşünceler birbirine girmeye başladı yine..
Malum Universite maratonu başladı yine..
...
Pazar günü berbat bir gündü..
Aslında güzel başlamıştı..
Çok eğlenmiştim..
Erkek arkadaşımla pazara gidip alışveriş yaptık, balık aldık..
Her şey çok güzel gidiyordu buraya kadar..
Sonra evi toparladık..
Sigara böreği sardık beraber..
Buralarda da sorun yok.
Gelin görün ki bütün sorun..
Kendinizden bir şeyler katıp salata yapmaya gelince piç edildi bütün moralim.
"Off.. sizi mi beklicez." denmesi canımı sıktı..
Sabahtan beri bütün evi temizle..
O kadar masraf yap..
Bildiğiniz üzere eve çıktığınız da yarı yarıya ödenir herşey..
Salatadan tuttun, balığa kadar biz aldık..
Tek kuruş istemedik onlardan..
Kalktık bir de hizmet ettik onlara..
Üstüne alt tarafı bir balık pişirdi diye bu lafı sokma hakkına sahip oldu..
Bende yemedim tabii ki de..
Sinir oldum..
Girdim bulaşıkları yıkadım.
Ve çıktım işin içinden..
Karışmadım.
Geçtim odama yattım..
Annemi aradım..
Ağladım biraz..
Dünya da en önemli şey bu bence..
Emeğine saygı duyulması..
Hayatım boyunca yaptığım büyük ya da küçük ne olursa olsun, arkadaşlarım ve ailem tarafından saygı duyuldum..
Beğeni topladım..
Teşekkürleri aldım..
Ama şimdi şurada hayatımda 5 6 aylık bir geçmişi olan kişi benimle bu denli saygısızca konuşunca..
Yaptığım işe saygı duymayınca tepemin tası attı ister istemez..
Sonuç itibariyle bir kez daha anladım ki..
İnsanlar hiçbir zaman değişmezler..
Bazen olgunlaştıklarını düşünürsün..
Ancak hiçbir şeyden emin olamazsın..
Ne olursa olsun kendinden başka kimse için bir şey yapmaya kalkmayacaksın..
Ne keyifle yaptığım alışverişten hiçbir tat almamam biraz can sıksa da bir daha yapmayacağımı bilmem iyi oldu..
...
İyi ve ya kötü yolla da öğrenilse, tecrübe tecrübedir.
Hem 1. nolu yemekhane yetiyor bana (:
Laf aramızda bugün menü de pizza var olaaalaalaa (:

16 Mart 2011 Çarşamba

Kendime Not #6



Kendimi hiçbir şey yapmadığım halde yorgun hissediyorum.
Ne kadar ironik dimi?
Olan biten her şey çok karmaşık.
İnsanlar gittikçe yobazlaşıyorlar mı yoksa ben mi fesatlaşıyorum?
Ardı arkası kesilmeyen sorular..
Peki ya cevaplarım nerede?
Aslında şu anda ne düşündüğümü de bilemiyorum.
Öfke? 
Evet ondan fazlaca var.
Birilerini memnun etmek içinde burada günlük tutar gibi yazmak yerine saçmalamayı yeğliyorum.
...
Hemen şimdi kapatabilirsiniz blogun açık bulunduğu sekmeyi..
Lütfen çekinmeyin.
Kırılmayacağım, söz veriyorum.
...
Mideme kramp giriyor düşüncelerim birbirine girdiğinde.
Aciz olduğumu düşünmeye başlıyorum.
"Bu kadar ahmak olma Ahtel.Düşüncelerini kontrol edemiyorsan sen neden halaa burada yazmaya devam ediyorsun? 
Kendini kim sanıyorsun?
Ne yapıyorsun? 
Nerede duruyorsun?
Ne yaptın? 
Ne yapacaksın?
Madem ders çalışacaksın neden hala burada saçmalamakla uğraşıyorsun?" 
...
Kalp ağrıları yaşıyorum..
Bir yerden içime ata ata biriktirdiğim bütün sinirler çıkıyor işte benden bu şekilde..
...
Son bir kaç gündür kendimde pişmanlığını en çok yaşadığım eksikliğini hissettiğim kitabımı evde unuttuğumdan yaşıyorum..
Saklanmak, sığınmak istediğim en güzel yerdi o.
Başucu kitabım.
En yakın arkadaşım.
Dağınıklığımı sistematikleştirendi o.
...
Ağlamak isteyipte nedeninizin hiç olmadığı oldu mu sizinde? 
Bir nedeni yok.
Ağlamak istiyorum sadece.
Bazen siktiriboktan bir dizinin aptal bir sahnesinde duygulanıp ağlayabiliyorken, "ihtiyacım var" diyerek ağlayamıyorum mesela ben.
...
Tamam durun bir dakika. 
Şimdiye kadar yazdığım her şeyi siktir edin.
Bu bir kabulleniş mi?
Hayır değil.
Ardına sığınmak istediğim bir yalan sadece.
"Ben ihtiyaç duyulmak istiyorum. Benim birisinin hayatında vazgeçilmez olmaya ihtiyacım var. Bütün boş vaktimi,egomu ve dikkatimi yiyip bitiricek birine ihtiyacım var. Bana bağımlı biri. Karşılıklı bağımlılık."
Kendimden nefret ediyorum kitabımı unuttuğum için.
...
Başucu kitapları olur insanların hayatlarında..
Olmayanlara gerçekten üzülüyorum..
Milyonlarca kez okursunuz o kitabı..
Ezbere gidersiniz bazı satırları, bazen paragrafları..
...
"Hiçbir zaman tamamlanmış olmayayım,ne olur. Hiçbir zaman halimden memnun olmayayım. Hiçbir zaman kusursuz olmayayım. Kurtar beni, Tyler, kusursuz ve tamamlanmış olmaktan."
Yalvarmak..
Tapınmak..
Tanrı ! 
-Burada bir açıklık var.-
...
"Tanrının yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.."
Ruh sağlığımı yitirme aşamasındayım..
Kitapların altını çizmekten nefret ettiğim için not defterime yazıyorum.
Evet benim 3 adet defterim var.
Biri kişisel defter.
Yapacaklarım, ödemeler, bilgiler cart curt yazıyor.
Diğeri, kendi yazdıklarımı tuttuğum defter.
Blogda yayınlamadığım bir ton yazının bulunduğu bir defter.
Hatta arada bir kişiler hakkında da yazıyorum da neyse...
Ve son olarak da, okuduğum kitapların altını çizmeyeyim, aman şık dursunlar hep diye, kitaplar da beğendiğim sözleri ve şiirleri, bazen de şarkı sözlerini not alıyorum.
...
Neyse.
Ben kafayı biraz daha kırmadan gidip ders çalışayım.


15 Mart 2011 Salı

Peki Ya ?


İzmir'in bana kattığı şeylerin de var olduğunu gördüm bu gece.
En basitinden, geçtiğimiz günler de aldığım ve henüz ikinci sayısı olan bir dergi de okuduğum yazı oldukça düşündürdü beni..
Dergiye bakışım orada son derece üstün körüydü diyebilirim. 
Ancak, bir kaç gündür okuyorum da iyi ki o satırları okumuş ve almışım dergiyi..
Meraklılarına derginin adı "Fotoğrafsız". 
Fotoğraf üzerine düşünce dergisi kendisi. 
5 TL gibi uygun bir ücreti var. 
Basit gibi duran ama içinin dolu olduğu keyifli bir dergi. 
-Bulamayanlara fotokopi ile yollayabilirim dergiyi.- 
...
"Görmek, gerçeğin kanıtı olarak yeterince güvenilirdi. Lakin gördüklerimizin inandırıcılığına duyduğumuz güven ne zamandan beri işittiklerimize atfettiğimiz önemden daha fazla acaba? "

Etkilendiniz dimi sizde? 
Beni büyüledi. 
Peki ya gerçekten birkaç satırdan mı ibaret bu diye sordum kendime? 
Derken bu satırları okurken içerisinde "dinleyici" olarak bulunduğum diyaloglardan da etkilenmedim dersem yalan olur..
Bunların birbirleriyle olan bağlantıları bende ilginç aslında.
Tamam tamam çok uzattım direkt giriyorum artık konuya.
...
Klişe laftır ama "kendim için yaşıyorum hayatı" deriz hepimiz.
Durup baktığımızda evet kendimiz için yaşarız ancak bu düşüncenin oluşumunda bile birileri veya bir şeyler muhakkak etkilidir. 
"Karakterin oluşumunda çevre etkili" diyen bilim adamları ve psikoloji kitapları yazan o gereklı gereksiz butun insanlar da haklı aslında.
Yakın bulduğun bir arkadaşından duyduğun eleştiri cümleleri, doğruluğuna "onun tecrübe" diye nitelendirdiği düşüncelerine inanmak zorumuza giderken, tanımadığımız aynı ülkede bile yaşamadığımız biri arkadaşımızın birebir dediklerini kitap haline getirip yayımlayınca bizler okuduğumuz da hemen uygulamaya geçiveriyoruz. 
Kabullenmek zorumuza gittiği için olabilir mi acaba bu? 
Bence öyle..
En yakın gördüğümüz kişilerden, kabullenmeye korktuğumuz, yüzleşmesi ağır gelen gerçekleri duyduğumuzda zorumuza gidiyor. 
...
Ders çıkartıp düşünmek gerekiyor bazen tanıdığımız ya da tanımadığımız X kişinin söylediklerini..
Dünyanın en aptal insanından bile öğrenecek o kadar çok şeyimiz var ki, saçma sapan boş şeylerden de oluşsa, her insanın bir hikayesi vardır sonuçta..
Ben, hayatını sürekli dramatize eden insanları sevmiyorum.
Bana çok yapmacık gelıyorlar..
"Geçmişim de benim şunlar bunlar oldu. Çok acı çektim. Beni kimse anlamadı.Çok yalnızım." diyen insanlar adına bazen gerçekten üzülüyorum.
Şu anda bulunduğun konumda bunların farkında olarak neden anlatma ihtiyacı duyuyorlar ki ? 
Birileri onlara neler yaşadıklarını mı sordu?
Ne gibi acılar çektiklerini merak ettiğimizi mi düşündüler acaba?
Yoksa bu acılı hikayeden sonra vicdan azabı çekip, yanlarında daima olacağımızı hergun arayıp soracağımıza mı inanıyorlardı? 
Eğer öyleyse kendilerini kandırıyorlar.
Herkesin bir hikayesi var dediğim gibi..
Bana sorsanız bende anlatırım saatlerce şunları bunları çektim bunlar şunlar oldu diye..
Ama ne gerek var?
...
Bulunduğun bir alanda hayatında tüm kaybettiğin, sana acı çektiren, boşluğunu yaşadığın her, her şeyi telafi etme imkanı sunulurken sana, neden bu dramatize yeteneği sergisi?
Ne gerek var? 
...
Hemen söyleyeyim..
Bizler doyumsuz insanlarız.
Azla yetinmeyi asla bilmeyen ve elimizde olanları da tutmayı beceremeyenleriz..
...
Eski bir arkadaşım..
Kardeşimin doğduğu dönemler de bana "Senin bir köpeğe falan ihtiyacın var. Sana önce koşulsuz sevilmeyi sonra da sevebilmeyi öğretmesi için.." demişti..
O güne kadar hayatınızda tanıyabileceğiniz emin olun ki en bencil insandım diyebilirim.
Çok kırılmıştım.
Zoruma gitmişti.
Kendimi odama kapatıp ağlamıştım.
Ama değişmemiştim.
Derken birgün kardeşim 3 4 aylık falandı sanırım ya da daha fazlaydı kendıme aldığım gofretı tam açmış yiyecekken bana masmavi gözleriyle bakıp ağzını açıp beklemesi, gülümsemesi, hayatımda ilk kez paylaşmayı ve paylaşmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu öğretmişti.. 
Biraz daha büyüdüğü dönemler de emekliyor falandı sanırım rastgele ben aglarken odama girip küçücük elleriyle silmesi o yaşları "koşulsuz sevmek" böyle bir şeydi işte..
Onunla oynadığım için, ona yemek yedirdiğim, oyuncak aldığım için ya da ablası olduğum için değildi..
İçinden geldiği içindi..
"Sevmek" de onun beni sevdiği için değildi.. 
Kendiliğinden dünyalara değişilmeyecek kadar değerli olmayı başardığı içindi.. 
...
Bazen yaşamadan öğrenemiyoruz hiçbir şeyi..
Ders çıkartmak, anlamak çok zor olabiliyor.. 
Benzer bir örnekte ortasonda falandı sanırım..
"Erkek arkadaşımla dışarıdaymışım gibi hissediyorum." demişti bir erkek arkadaşım. 
Zamanında benden fazlaca dayak yiyen biri kendisi ve halaa yakın arkadaşımdır. 
Her neyse..
Bu lafta çok zoruma gitmişti..
Kabullenene kadar kendimi yemiştim..
Sonra lisede çevremi değiştirip, ilgi alanlarımı daha farklı yönlere çevirerek buldum kendimi..
...

Şimdi düşünüyorum da..
İyi ki erkek gibi de olmuşum o zamanlar..
Ve şimdi de iyi ki bir bayan gibiyim..
Güçlü..
Ayaklarının üzerinde durmayı bilen..
Paylaşan..
Bencilliği yerinde kullanan..
Engellenemeyen bir ukalalık arada olabiliyor tabii :P 
Sevmeyi bilen..
Ve sevildiğini de hissedebilen..
Nerede durması gerektiğini bilen..
Tatlı dille yılanı deliğinden çıkarabildiği gibi, lafı gediğine de oturtabilen..
Yeri geldiğinde kadınlığını kullanıp karşı cinse kur yapabilen..
Yeri geldiğinde de ağırlığını koyup kapıyı gösteren..
Ve..
En önemlisi her geçen gün edindiği bilgiler , tecrübelerle olgunlaşabilen biri olmuşum ben..

Bu noktada da sanırım hayatımda olmaya devam eden..
 Hayatımdan çoktan çıkıp giden..
 Bir kaç saatlikte olsa hayatımda yer alan..
Yüzünü hatırlayamadıklarım..
 Yolda rastgele gördüğüm o insanlar..
 Zamanında beni kırdığını düşünüp ağladığım insanlar..
 Arkadaşlarım..
Dostlarım..
Ailem..
 Ailem en önemlisi.. 
Hepsine sonsuz bir teşekkür borçluyum.. 
İyi veya kötü bana kattıkları her şey için..

Zaman değil belki de ama insanlar.. 
Hayatımızdaki insanlar..
Yan odada olan biri..
Yurtta oda arkadaşımız..
Yemekhanede tanıştığımız biri..
Belki de yolda kıyafetine kafayı taktığımız biri..
Hatta bir mağazada olay çıkaran kadın..
Ya da asaletiyle bizi büyüleyen bir yaşlı teyze..
...
İşte bu kişiler bizi olgunlaştırıyor..
Düşündürüyor..
Kendi içimize bakmamıza neden oluyor.. 
Bu yüzden ben önceliği aileme sunarak hayatımdaki rastgele gördüklerim, ismini unuttularım, katıla katıla güldüklerim, üzüldüklerim, acıdıklarım, mutlu olduklarım ya da mutsuz olduklarım.. Herkese teşekkür ederim..  
Sizlere borçluyum burada "Ben" olarak duruşumu.. 

14 Mart 2011 Pazartesi

Music Please Vol 9.


Taataataaammm.. 
Blogumuzun açılması şerefine ilk olarak Music Please ile başlıyorum kaldığım yerden yazmaya..
Ah Tanrım!
O kadar heyecanlı ve mutluyum ki anlatamam sizlere..
Tarifsiz bir mutluluk bu.
Öyle ihtiyacım olan bir anda geri geldi ki ileri ki konularda anlatacağım bunu da sizlere..
Her neyse.. 
Bu hafta Pet Shop Boys bizlerle beraber. 
Hemde It A Sin adlı parçayla..
Ben bu parçayı çok seviyorum..
Siz de sever misiniz bilemem..
Ama 80 lere hakim bir parça bu.
80 ler demişken, hangimiz istemeyiz ki 80 lerde gençliğimizi yaşamış olmayı?
Ben isterdim şahsen..
Discolarında dans etmeyi, sarhoş olmayı, aşık olmayı.. 
İşte 80 lerin discolarının hit gruplarından biri de Pet Shop Boys.
İngiliz bir pop grubu. 
Aslında tam olarak pop sayılmıyorlar bana göre.
Soundları birazcık Duran Duran la Modern Talking kıvamında geliyor bana. 
Nasıl desek ki şimdi onların tarzına şimdi? 
Dans mixleri ile pop kültürünü birbiri ile birleştiren sentez bir grup diyelim.
- Ah çok zorlandım. Paslanmışım resmen.- 
...
Yazacak çok fazla şeyim var malum..
Bu yüzden çok fazla uzatmadan grubun kariyerine bakalım birazcıkta..
1980 lerin başında kurulan grup çıkışını 1984 yılında West End Girls ile gerçekleştirdi.
Hemen ardında da Love Comes Quickly adlı 45lik yerini aldı. 
Grubun en iyi 3 parçasını düşündüğümüz de kronolojik açıdan emin adımlarla ilerleyen bir grup Pet Shop Boys. 
Nitekim, 1987 yılında It's A Sin ile bu durumu kanıtlamış oldu. 
Pet Shop Boys'un bugüne kadar ki müzik kariyerindeki en iyi albümü 1993 yılında çıkan "Very" olarak nitelendiriliyor. 

Keyifli dinlemeler dilerim (: 

2 Mart 2011 Çarşamba

Music Please Vol 8.




O kadar heyecanlıyım ki şu anda anlatamam sizlere..
Bloguma kavuşmak kadar güzel bir başka duygu yok daha..
Öyle çok özledim ki yazmayı düşüncelerim bile birbirine giriyor hepsini birden bire yazmak geliyor içimden..
Ancak sizlerde biliyorsunuz ki öyle bir şey yapmayacağım..
Özledim seni Blogger!! 
Özledim sizi okuyucularım..
...
Eveeeet..
Bu hafta üst üste gelen bir çok olay nedeniyle ihmal ettiğim köşeme hemen kutlama olarak yazayım istedim..
Music Please köşesinde bu hafta Amy Winehouse bizlerle beraber..
Neden Amy Winehouse'u seçtiğime gelince.
Blogspot'un kapandığı gece, dersten eve geldiğimde her zamanki gibi önce müzik açtım ve tesadüfen Amy Winehouse çalıyordu ben Blogspot'a girmeye çabalarken.. 
"But we are best friends, right?" diyordu şarkı..
"Mahkeme kararıyla erişim engellenmiştir" yazısını okurken ben işte o bu satırları söylüyordu..
Ağlarken de tekrar tekrar dinledim bu parçayı..
En yakın arkadaşım..
Dostum..
Ailem..
Günlüğüm..
Evim..
Blogger için bu hafta Amy Winehouse'dan "Best Friends" adlı parça bizlerle bu hafta..

...
Şöyle bir müzik kariyerine değinecek olursak eğer, İngiliz soul caz sanatçısı olmakta kendisi..
Toplam iki adet albüm kariyeri ancak bir çok ödülleri bulunmaktadır Amy Winehouse'un..
İlk albümü Frank adını taşımakta, diğer albümü de Back to Black'tir.
Kariyeri açısından en yoğun olduğu dönem 2007 yılına tekabül ediyor gerek aldığı ödüllerle gerekse konserleriyle..
Amy Winehouse ile ilgili müzik dışı bildiğim bir kaç bilgiyi de paylaşmak ve kişisel görüşlerimi de eklemek istiyorum..
Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere,Amy Winehouse'un Brit Ödüllerinden tutun da MTV müzik ödüllerine kadar bir çok kuruluş demek daha doğru olur sanırım, ödüle sahip.
Ve her zaman bu tarz organizasyonlar da kıyafetler son derece önem taşır..
Heh işte, Amy Winehouse her zaman bir ağaca dal olamayanlardan oldu..
Giyinmeyi ya cidden beceremiyor ya da işine gelmiyor..
Bu arada kendisi dönem dönem uyuşturucu yüzünden de hastanelik olduğuna dair haberlerle piyasadaki yerini koruyor.
Bu aslında çok üzücü..
Bu kadar güzel şarkılar..
Bu derece kaliteli müzik..
Enfes bir ses..
Uyuşturucu yanına yakışmıyor bence..


Keyifli dinlemeler dilerim.. (:

Merhaba WordPress, Özledim Seni Blogger.

Merhaba WordPress, Özledim Seni Blogger..
Tarayıcımı açtığımda açılış sayfam olarak beni karşılamanı özledim..
“Çok güzel paraf atarım.” diye yazmanı özledim..
Her hafta Music Please köşeni düzenlemeyi özledim..
Neden WordPress’e geçtiğimi inanın bilmiyorum.
Sadece yazmayı çok özledim..
Bir yerlerden birileri bir şekilde sesimi duyar, üzüntüme ortak olur diye geldim aslında WordPress’e.
Sevdim mi? Sevemedim doğrusu..
Bu WordPress’i kötülemek değil sakın yanlış anlamayın..
Hatta laf aramızda hep bir WordPress’im olsun istemiş “kullanmayı beceremiceksin o kadar zeka yok lan sende” diyerek vazgeçirmiştim kendimi..
Her neyse..
Şu andaki durum çok daha farklı bir boyutta..
WordPress’in var bak işte yaz artık buraya dediğinizi duyar gibiyim..
Ancak olay öyle bir şey değil.
Ben Blogger’ımı özledim.
Kullanımına alışık olduğum, tasarımını dipçik dipçik bildiğim siteyi özledim.
“Neleri Sevdiler” köşemi,günlük kontrol ettiğim yorumları ve istatistikleri özledim..
En basitinden şu anda bu yazıya “niye fotoğrafı yüklemedi offf yaa” diyerek başladım..
Öyle işte..
Ben Blogger’ımı geri istiyorum Digiturk !!



parafdaatarim.blogspot.com adresinden kendin bloguma girdiğimde “bu siteye mahkeme kararı ile erişim engellenmiştir” yazısını görüp, ben mahkeme kararıyla kapatılacak ne suç işledim ki yazmaktan başka diyerek ağlamak istemiyorum..
Yine sabah olsun, uyanayım, dersim bitsin, eve geleyim tarayıcıma gireyim ve blogum beni karşılasın istiyorum..
#blogumadokunma Digiturk !!

1 Mart 2011 Salı


Kıçımı kaldırıp derse gitmem gerekirken, yapamıyorum.
Oturdum.
Kendimi çocuğunu zorla elinden alınan bir anne gibi hissediyorum..
Ayırıyorlar bebeğimi benden..
İnsanın zoruna gidiyor gerçekten..
Yazma özgürlüğümüzün elimizden alınması bir yana insan emeklerine üzülüyor.
...
Yanlız bu üzüntüyle beraber birçok kişiden midemin bulandığını da itiraf etmeliyim..
Nasıl bir bencilliktir bu anlamıyorum..
Tek tek kendi düşüncelerimi belki de son kez yazacağım..
Son kez belki okurlar da çenelerini kaparlar diye..
...
" O "Blogumadokunma" diyenlerin %70 i AKP ye oy veriyor ama" diyen bir toplumda yaşadığımıza çok üzülüyorum..
Bütün suçlu AKP ye oy veren zihniyette dimi?
Digiturk'un başında, para kazanma egosunun en tepesinde de AKP var.
Hayır ben AKP yandaşı değilim..
Sadece bazı gerçekleri söylemek istiyorum..
AKP yi başa getiren cahil toplumun elbette suçu çok büyük..
Ancak küçümsenemeyecek derece de o cahil toplumun "Beleşçi ve Yeme" politikası var..
Futbol maçları için birbirini asıp kesen, stadlara zarar veren "hayvani" bir milletiz biz.
Hiçbir zaman "emek" kelimesinin anlamını bilmiyoruz..
Tekelcisinden,İnşaat işçisine,Memurundan, Doktoruna kadar "Emekçi" bir toplumken kendi emeğimize saygı göstermeyen bir milletiz biz.
Eh hal böyle iken de, Digiturk un yaptıklarından AKP yi de AKP ye oy veren cahil toplumu da suçlayamayız..
Bana sorarsanız dengi dengini de bulmuş bir milletiz.
...
Akp sikmeyi seviyor bizde sikilmeyi..
Bu kadar basit bir politika aslında bu.
Gayet açık..
...
Her zaman ifade ettiğim düşüncelerimi ezdiğimi söyleyen bazı kişiler de oldu..
Yok özel günlerde toplumsal mesajlar veren insanları kınardın "oturduğunuz yerden ülkemi kurtarılır" derdin şimdi niye Blospot kapanıyor diye kendini hırpalıyorsun? diyorlar bana..
...
Şöyle açıklayayım hemen..
Ben, ülkeyi oturduğum yerden kurtarmaya çalışmıyorum.
Ben, inançlarımı başka söyleyip farklı davranışlar göstermiyorum..
Ben, propaganda gösterileri düzenlemiyorum.
Ben, yürüyüşlere katılıp "özgürlük" sloganını atıp sonra da oylarımla "boyun" eğmiyorum.
Ben, yazma özgürlüğümü savunuyorum..
Ben, kanunların bana verdiği yazma hakkım engellenmesin diye çalışıyorum..
Ben, sesimi ve benim gibi yazmayı- okumayı sevenleri destekliyorum..
Desteklerimi de esirgemiyorum..
Ben, bazı şeylerin mektup,dilekçe,e-mail,şikayet bildirisi vs. ile kendimi ifade edebileceğimi biliyorum.
Ve bu yolları kullanıyorum..
Ben, evet Digiturk'e mail attım.
Ben, evet NTV'ye de mail attım..
Ben, Blogspot yönetimine de mail attım..
Ama bunları uslübuma ve bana yakışır şekilde yaptım.
Dilekçemi ve şikayetlerimi yazdım..
İstedikleri olması gerektiği gibi Digiturk hizmet numaramı da belirterek yaptım..
Her şeyden önce bir kullanıcı olarak şikayetimi bildirdim..
Sonra blog yazarı olarak üzüntülerimi ifade ettim.
Bunu yaptığım için de kendimle gurur duyuyorum..
Ailemin ve arkadaşlarımın da bana inandıklarını ve yanımda olduklarını biliyorum..
Bu yüzden ben, yanlış hiçbir şey yapmıyorum.. 
...
İşte böyle saçma sapan düşüncelere kafa yoran..
"Ergen gibisini yeaa" diyen..
Tumblr kullandığı için onlara bir bok olmayacağı düşüncesiyle "yazma özgürlüğünün engellenmesini" kabul eden.. 
Bir de utanmadan bunca insanın mücadelelerinin boşa olduğunu söyleyerek kendisini bir bok sanan insanların benim arkadaşım olduklarını görmekten utanç duyuyorum..
...
Bu yüzden de Blogspot hayatımdan ayrılsın ayrılmasın..
Twitter kapansın kapanmasın..
Yasaklar gelsin gelmesin..
Ne DNS ayarları yapmayı kabul ediyorum..
Ne de "DNS yapsana oglummmm yeaa" diyen insanlarla muhatap olmayı düşünmüyorum..
Bu akşam ilk işim Facebook, Msn, Gtalk, Twitter gibi kullanıcısı olduğum platformları düzenlemek olacak..

Benim arkadaş listemde olarak "Aşağılayıcı" yazılar yazanlar adına bütün bloggerlardan özür diliyorum..

#blogumadokuma