31 Mayıs 2011 Salı

Mitingler Konser Olsa..

Mitingler Konser Olsa..

Madonna, Lady Gaga, Dave Gahan veya John Lennon gibi isimlerin Türkiye'nin siyasi liderlerleriyle ne alakası olabilir? Milliyet yazarı Mehmet Tez yazdı: 


Diyelim ki siyasi parti liderlerinin halka seslendiği mitingler konser. Liderler de rock yıldızı. Hangisinin konserine gitmek için para verirdiniz? Ben düşündüm taşındım bu sorunun yanıtını adil bir şekilde verdim. Hepsine farklı nedenlerden bilet alır, paramı öder giderdim. Neden mi?
Erdoğan’ın şovunda heyecan, aksiyon, dram; hepsi bir arada. Paranızın karşılığını alırsınız

* Kalabalığı diri tutmak için elinden geleni yapıyor. Yeterli tepkiyi alamazsa konuşmayı kesip “Sesim geliyor mu” diye başlıyor karşılıklı atışmaya… “Geliyor mu?” “ Eveeeet!” Geliyor mu?” “Eveeeeet!” “Arkadakiler sesim gelmiyor mu?”

E tabii John Lennon’vari bu “bizim şarkılarımız arka sıralara” ateşlemesiyle kalabalık da coşuyor.

* Bir diğer taktik ceket çıkarmak. Rock konserlerinde çok tutar. Mesela İstanbul’daki ilk Depeche Mode konserinde Dave Gahan’in deri ceketini çıkardığı bir an vardır, kalabalığın kendinden geçtiği; anlatılmaz yaşanır. Erdoğan da arada “İzin verirseniz bir ceketimi çıkarayım mı?” diye soruyor. Hele bir de kolları sıvarsa… Coşan coşana…

* Sahnede seyircinin dikkatini üzerinde tutmak için araç gereç kullanmayı seviyor. Kürsünün altında her an bir belge, bir dosya, bir resim ya da tablet bilgisayar hazır. Son dönemde “Bakın işte müfredat bunun içinde” diye elindeki elektronik kitabı halka göstermeye bayılıyor…

* Repertuarı çok geniş. “Yalancısın”, “Namertsin”, “SSK’dan Sen Sorumlusun”, “Genel Ahlaksızlar…”, “Sevsinler..”, “Kasetle Gelen Kasetle Gider” gibi yeni hit’leri de, “Bunlar Camiyi Ahır Yaptı”, “Ben Abdestimden Eminim”, “Hangi Yüzle Geliyorsun”, “Statükonun Bekçileri” gibi klasikleri de söylüyor. En sevilen şarkılarından “Başörtüsü Serenadı”nı ise mecbur kalmadıkça söylemiyor.

* Rakamlı şarkılar Erdoğan’ın favorileri. Mesela “Camiyi Ahır Yaptılar” gibi duygusal eserlerin (genelde yuhalamalar eşliğinde söyleniyor) ardından “Merkez Bankası’nda 93 Milyar Dolarımız Var” gibi neşeli parçaları tercih ediyor.
Kılıçdaroğlu sahneye ısındı. “Gel Gidelim Televizyona”, gibi hit’leriyle coşturuyor

* İlk konserlerindeki çekingenliğini attı. Seyircinin ve sahnenin enerjisini aldı. Kimi zaman çiçek dağıtıyor, kimi zaman horon tepiyor. Kasket ve atkı standart aksesuar.


* Korunmaya muhtaç rock yıldızı hali seyircide sempati yaratıyor. Konuşurken teklediğinde bile sempatik.

* “Ürdün’e Neden Gittin?”, “Gemicik”, “Senin Oğlun Askere Gidende…”, “Yan Gelip Yatanlar”, “Açıkla, Yoksa Ben Açıklarım” gibi sevilen şarkılarının yanında “Gel Gidelim Televizyona, Otur Şöyle Karşıma”, “Bana Değil Başbakanına Sor” ve en az Madonna ve Lady Gaga şarkıları kadar edepsiz ama seksi “Ana A…”sıyla kendinden söz ettirdi.
SONUÇ: Erdoğan’ın şovu bir dört başı mamur U2 konseriyse, Kılıçdaroğlu’nunki de en azından Coldplay. Eğlence var mı?



Var? İyi vakit geçirmek var mı? Var.
Sevilen hit’ler de var, daha ne olsun?
Bahçeli Püskevit ile listeleri altüst etti. “Ben oradaydım” demek için bile gitmeye değer

* Az ve öz hit’i var. Ses tonu çok özel ve seyircide beklenti yaratıyor. Yerel seçimlerden önce “40 Yapar”la meydanları sallayan Bahçeli geçen haftalarda “Püskevit”le 2011 baharına tartışmasız damgasını vurdu.


* Bir Abba klasiği tadındaki “Otasasalsık Essnik Vörssun (Otuzaltı Etnik Unsur)” da ikinci bir hit adayı. Bahçeli sert görünüşünün altında duygusal sıcacık bir insan olduğunu gösterdi ve halkın sempatisini kazandı.

* Konuşmalarında kimi zaman heavy metalcileri memnun edecek “brutal” vokalleri ve metal selamını andıran bozkurt işaretini kullansada sahnede sabit. “Bozkurtlarım Rüyana Girer”, “Hilal Kart, Helal Kart”, “Kasetten Korkan Namerttir” gibi şarkılarla seyirciyi memnun ediyor.

Music Please Vol. 18


Tataaamm ben geldimmm...
Uzun zaman oldu Music Please yapmayalı..
Ama malumunuz sınavlardı, evden çıkmaydı, düzenli bir hayattı derken vakit bulamadım işte..

Bugün biraz kendime zaman ayırayım dedim bilgisayarımı düzenlerken kafamda daha önce yaptığım bir liste vardı çook aramış ama bulamamıştım nereye koyduğumu onu buldum..
Vee bu hafta Music Please'de değişen müzik zevkime uygun, sizinde hoşunuza gideceğini düşündüğüm Morcheeba var..

Morcheeba, 1990'lar da kurulan bir grup..
Grubun adı "way of marijuana" anlamına geliyor..
Way of Marijuana'da Cheeba Marijuana'nın argodaki isimlerinden biri olmakta..
Grup bir adet Dj (Paul Godfrey), bir adet gitarist ( Ross Godfrey) ve bir adet de vokalden (Skye Edwards) oluşuyor..
Grubun tarzına biraz göz attığımızda Trip-Hop grubu olmasının yanı sıra rhythm ve blues birazcıkta pop karması bir oluşum olduklarını görebiliyoruz..

Ilk albumlerini olan Who Can You Trust ile 1996 yılında çıkış yapıyorlar..
1998 yılında Big Calm adını taşıyan başka bir albüm çıkarıyorlar..
2000 yılında Fragments of Freedom..
2002 yılında Charango..
2005 yılında The Antidote..
2008 yılında Dive Deep ve son olarak da geçtiğimiz yıl Blood Like Lemonade adını taşıyan bir albüm piyasaya cıkarttılar..
Benim seçimim ise bu hafta Music Please için Morcheeba'dan Fear and Love.
2005 yılında çıkarttıkları The Antidote adlı albümde yer alıyor bu parça..

Keyifli Dinlemeler Dilerim.. (: 

Derin bir "Oh".


Tam da finallere karşı başıma gelmeyen kalmadı yine..
Tahammül gücümün çok üst seviyelere çıkamadığını da artık görmüş oldum..
Yıpranmak böyle bir şey..
Siz siz olun tanımadığınız...
Bilmediğiniz...
Güvenmediğiniz insanlarla eve çıkmayın..
Sonra sorun üstüne sorun çıkıyor..

Başından beri Izmir'de kalmak..
Bulunduğum evde yaşamak konusunda sorunlarım var düzensiz takip edenler bile biliyorlar artık bunu..
Onlara göre sorunlu olan ben'mişim iletileri okuduğumuzda...

Ancak gecenin bir vakti eve hiç tanımadığımız insanları getiren..
Ne müzik konusunda özgürlük tanıyan..
Ne uyku konusunda özgürlük tanıyan..
Ne de ortak alanlarda hijyen sorunu çıkaran ben'mişim gibi olayların bana dönmesi de garip oldu tabii..
Başından beri "Mayıs'ta okulum bitiyor ve gidicem" diyen ben değilmişim gibi gidemezsin kirayı ödeyeceksin gibi tepkilerle geliyorlar bana..
Benden çözüm alamayınca da anneme kadar facebooktan mesajlar atıp ondan istiyorlar..
Annemin tepkisi de ilginçti tabii..
"Hayır kurumu muyum çocuğum ben.. Sana ne dedimse o. Başında da söyledin ve bitti.. Toplanıp eve geliyorsun işte o kadar.."
Keşke onlarında mesajına bu şekilde dönseydi diyorum..
En azından kendi başlarına olduklarını artık görürlerdi..
Şimdi aranızda okurken "Yazık yaaee veriver" diyenlerde olucaktır..
Düşünmüyor değildim..
Amma velakin..
O kadar kırıcı laflar ettıler ki..
Olay onca ay aynı evi paylaştık acıtasyonundan bir anda çıkarak
"vericeksin.. vermek zorundasın.. 5 aydır zaten eve katkın yok.. iyi siktir git o zaman.." bilmem nelerle çirkefleşmeye kadar geldi..

Şimdi siz kendinizi benim yerime koyun..
"Vericeksin vermek zorundasın..." gibi emir kalıplarına asla gelemiyorken kalkıpta kalmadıgım evin kirasını helee helee bana emir vakii konuşmalar yapıpta finallerini rahat geçirmek için bunu diyorlarsa hiç vermiceğimi hesap etmeleri gerekiyordu..
Üstüne kalkıpta "5 aydır eve katkın yok.." gibi cümleleri geçen hafta zatürreden ölmemek üzere hastaneye gidiyor ve bir gece önce deli gibi ateş kaldırdığımı görüyorken diyorsa, aklı başında "duyarlı" bir birey kalkıpta temizliğe yardım etmediğin için sağol demez..
5 aydır katkım olmaması da yemekhanede yiyorum ya..
Göze batıyormuş demek ki..
"İyi siktir git o zaman." Siz olsanız bu lafın üzerine o evde kalır mısınız?
Evde tek anlaştığınız kişininde bu lafa müdahale etmediğini, sadece kendi kıçını kurtarmaya baktığını görseniz sizde toplanıp aynı dakikalarda çıkmaz mıydınız o evden?

İşte bende onu yaptım..
"İyi çıkarım" dedim..
"İyi çık git.." dedi..
Odama girdim..
Bütün eşyalarımı topladım..
Ve çıktım..
Kimsenin ne ruhu duydu eşyalarımı toplarken ne de tek seferde bavullarımı indirdiğimi..
Evden çıkarken ben kapının sesini duyup odama girdiler olsa gerek ki..
Hemen ardından anlaştığım tek ev arkadaşım msg attı..
Oturup düşündüğünüz de...
Haklı oldukları noktalarda var ama haklı olduğum noktalar daha fazla..
Şimdi de kalkıp benden 3 gundur kirayı verde bilmem ne de diye mesajlar atıyorlar..
Onca hakaretin üstüne siz olsanız verir miydiniz?
Ben vermem..

Hasta olduğumda Cansu yanımda olsa da her zaman..
En kötü hallerinde..
Sarhoş olduklarında...
Ot çekip en yakın arkadaşları bile takmadığında yanlarında oldum sabahlara kadar baş uçlarında oturdum..
Sarhoş olduklarında yanlarında oldum..
Kendi sicilimi riske attıklarında bile yine bişi demedim sustum..
Gene ev arkadaşımdır dedim sabret mayıs sonuna kadar dedim durdum..
Yine verirdim o kirayı ben onlara da...
O son lafları etmiceklerdi işte..

Bu noktadan sonra yapacak bir şeyimde yok açıkçası...
Elimde olan son parayı yurda verdim..
Bir sınavıma giremedim onlar yüzünden sokakta kaldığım için..
Neyse her şeye rağmen yanımda olan, özel insana sonsuz teşekkürlerim var..
O olmasaydı herhalde şimdiye toplanıp eve dönmüştüm..
Ama her saniye yanımdaydı ve halaa yanımda..
Şanslıyım sankii..

Her şey yoluna giricek...
Girmeye çalışıyor...
Biliyorum..

26 Mayıs 2011 Perşembe

Aman Allahım!! Edebiyat Elden Gidiyor!!


"Biiirrr...
İkiiiii...
Üç...

Atın kendinizi şimdi sonsuzluğa...
Çünkü siz kendiniz intihar etmez iseniz biz sizin fişinizi çekeceğiz.. "
Yakın da bizlere söyleyecekleri aynen bunlar olacak..
Dil öğrenmeye..
PDF dosyaları bulup okumaya..
Ülkeyi terk etmeye kadar götürüyorlar milleti..
Ne varsa yabancılar da var diyesi geliyor insanın..

Şimdi karşıma geçipte hiçbiriniz milliyetçilik muhabbeti yapmayın lütfen..
Eğri oturup doğru konuşalım..
Kaçımız Türk Edebiyatı'na tam anlamıyla hakim?
Kaçımız adam akıllı Türk yazarların eserlerini okuyoruz?
Kaç tane adam akıllı yazan Türk yazar var?
Ne yazık ki bunun sayısı ellerimizdeki parmak sayısını geçemeyecek türden..

Nedendir bilinmez Türkiye'de sanat açısında bir yetersizlik var..
Üretim çok ancak elle tutulur bir şeyler piyasada yok..
En azından ben tatmin olmuyorum adıma konuşmam gerekirse..

Hal böyle olunca da çevirmenlerden çok fazla şey beklemeye başlıyor insan..
Ya dil öğrenip kitabın aslını alacaksın okicaksın..
Ya da bekleyeceksin çevrilecek ve alıp okuyacaksın..
Her çeviri de yeterince iyi olamıyor ne yazık ki..
Alanında başarılı...
Yazarın diline hakim olmak da gerekiyor bu konuda..

Toplumumuzun şu andaki durumuna şöyle bir göz attığımızda, Türkiye de yazdığı eserlerden dolayı içeri girenlerin sayısı artarken..
Can sıkıntısına mı demeliyim bilemiyorum..
Hayatımda adlarını "Filanca yazar filanca kitabı yüzünden filanca olaya bağlantısı nedeniyle içeri alındı.." gibi haberlerden başka hiç duymadığım insanlar..
Bir anda tarihçi..
Bir anda felsefeci..
Bir anda uzman..
Bir anda profesör olabiliyorlar..
Bir bakıyorsunuz biri içeri giriyor...
"O kimmiş lan dur bakayım" falan derken siz hop başka biri, yine ilk kez duyuyorsunuz yeni bir kitap daha cıkarıyor..
Kitap yine yok satıyor..
Derken yine toplanıp içeri alınıyor yazar kişiler...

Şimdi durum bu şekildeyken..
Bizler kalkıp da "Türkiye'de edebiyat var ama yazma özgürlüğü yok.. Yazanı da içeri alıyorlar zaten.." gibi saçma sapan cümleler kurarak edebiyatın var olduğunu savunmak bence mantıklı değil..
Hiç de sevmem bir kaç kitabı dışında ama Orhan Pamuk'da Türkiyenin sayılı edebiyatçılarından..
Adamın Nobel'i bile var..
Niye onu içeri almıyorlar?
Ya da ne bilim daha eskilere döndüğümüzde niye herkes götü sıkışınca Nazım Hikmet'den,Orhan Kemal'den örnekler veriyor?
Ciddi anlamda Edebiyat hakkındaki bilgisizlikten kaynaklanıyor bu..
Kimin ne yaptığını bilmeden...
Kitaplarını okumadan..
O dönemi incelemeden..
Kalkıpta her şeyi okuduk biliyoruz diye dolanmak..
Medyanın ona buna yazar demesi...
Yok böyle müthiş şöyle müthiş diye yazıların yazılması...

Onca yıldır başımızda olanlara şimdiye kadar kimse bir bok demedi de...
Seçim öncesi yazan yazana...
İçeri giren girene..
Eğri oturup doğru konuşuyoruz ya hani şimdi..
Açık olalım..
Gene başa gelecekler biliyoruz..
Tellat habercisi gibi konuşmuyorum görünen gerçeklerden bahsediyorum..

Hani hepiniz "ben milliyetçiyim..şöyleyim..böyleyim.."diyorsunuz ya..

Siktirin Gidin..
Çok ciddiyim..
Amma dolmuşum buraya kadar nasıl geldiğimi bile hatırlamıyorum..
Ama şunu biliyorum..
BBC de okuduğum bir haber başlığındaki cümleyi kullanıcam ama..

Internet Çağını yaşarken sizler neyin mahremiyetinden bahsedıyorsunuz?

Avrupa'nın hiçbir yerinde kiliseye rağmen hiçbir konu hakkında yazılan kitapların çevirilere mahkeme emri çıkarılmıyor..
Bloglar kapatılmıyor...
Internet erişimi engellenmıyor..
Kitaplar toplatılmıyor...
Yazdığı için kimse içeri alınmıyor..

Ama bizler..
Ciddi anlamda..
Ne Internet'i kullanmayı biliyoruz..
Ne okumayı biliyoruz..
Ne yazmayı biliyoruz..
Ne neyi istediğimizi biliyoruz..
Ne neyi istemediğimizi biliyoruz..
Ne de özgür olduğumuzu biliyoruz...

Hiçbir şeyi tam olarak bilmediğimizden yaptığımız her şey eksik..
Yaptığımız hiçbir eylemden net yanıt alamıyoruz..
Sanki başımızdaki insanlar bilmiyorlar hepimiz birer fiyatı olduğunu?

Hadi şimdi masum mükemmel ayağına yatıp kandırmayalım birbirimizi...
Gerçekler bunlar..
Ne zaman, "bir şeyi bile" tam anlamıyla bilip, hakim olup, doğru yaptık ki?
Sürü psikiolojisi..
Bütüne ait olma derdi..
Bütün sorunumuz burada başlıyor aslında..
Ben ise...
Ayrıntı Yayınlarını mahkemeye veren zihniyeti kınıyorum..
Chuck Palahniuk'un kalemine laf eden zihniyetleri kınıyorum..
Okuma özgürlüğümü elimden alan zihniyeti kınıyorum..
Hiçbir şeyi bilmeyen ve bilmek istemeyen milletimizi kınıyorum..
Yazma özgürlüğümüzü elimden almaya kalkanları kınıyorum..
Sanat yapmayan insanları yapıyor olarak gösterenleri kınıyorum..

Ve son olarak da Ege Sınav Sistemini de kınıyorum..
Ne biçim metin be bunlar..

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Öhö..Öhö.. Öööh..



Şaka maka geldi Finaller artık..
Yumurta kapıya sıkışınca muhabbeti bizde ki de çalışmalar anca başladı işte..
Bu kadar rahat söylüyorum ediyorum da yarın sınavım var benim..
O değil de içime oturdu telefonum bozuldu..
Bildiğiniz mavi ekranı gördüm yani..
Dokunmatık telefonun zararları..
Tabii telefonumda kendim gibi nazara geliyorsa bilemicem..
Kurşun döktürmek lazım arada..

O değilde sınavda çıkacak olan hikayeler çoook garipler..
Börtü böcekle konuşan Survivor tarzı metinler falan var..
Sherlock Holmes falan...

O değil de böceklerden ve türevlerinden nefret ediyorum...
Odamda garip garip şeyler görmeye başladım..
Evin genelinde de..
7. katta oturuyoruz sözde..
Ama bu beni acayiiip ürkütüyor..
Yarın ilk işim ilaç alıp ilaçlamak olacak odamı..

Iyyyk Tanrım!!
İğrençler..!!

22 Mayıs 2011 Pazar

We all make mistakes..


O kadar kendi hayatımla kafayı bozmuşum ki bana ne çok ihtiyacı olduğunu en yakınımın bile görememişim..
Kendimi hiç bu kadar suçlu hissetmedim..
Canım acıyacak diye bir başına bıraktım..
Acı çekmekten korktum..
Acı çekmesinden korktum..

Geçmişi unutup yanında olamadım..
Geç kaldım..
Gözlerimin önünde yok oluyor..
Gözümün önünde yok oluşunu izliyorum..

En çok üzen de elimden artık hiçbir şeyin gelmemesi..
Peki şimdi ne olacak?
Kaybettiğim de..
Kaybettiğimiz de..

Artık en iyi arkadaş değilim ben..
Konuşmak istediğinde yargılamayan ben değilim..
Korkup kaçanım ben..
En iyi arkadaş olmayı başaramayan..

O kadar çok şey var ki kafamda..
Acı çekerken yazamıyorum bile..

Acı çekiyorum..
Gerçekten acı çekiyorum..
Hiçbir zaman söyleyemesem de ona..
En iyi dost..
En iyi arkadaşlarımdan birini kaybetmek..
O kadar koyuyor ki anlatamam.. 

Bu şarkıyı..
Sözlerini..
Sonsuza kadar unutmicam..

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Inside I'm Dancing..


Gözyaşı bombardımanının ardından ne yazık ki gözümdeki bandajı çıkartmak durumunda kaldım..
Yarı flu görüyorken göz yaşlarının halaa devamından dolayı iki gözüm tarafından da flu görüyorum..
...
Ortalama 1 hafta olmuştur sanırım bu film elime geçeli..
Geniş bir zaman ayırmalıyım diye düşündüğüm için erteleyip duruyordum..
Bugün de gene iş çıkarabilirdim aslında başıma ama bilirsiniz bazen her şey yolunda gitmeyebiliyor hayatımızda..
Sanırım benim hayatımda da her şey yolunda gitmiyor..
Hiç kendinizden kaçtığınız oldu mu sizinde?
Bir kaç günlüğüne yok olmayı istediğiniz?
Acı çektiğiniz..
Yine de gülümsemeye devam ettiğiniz oldu mu?
...
Şu aralar garip bir hissizlik hakim gibi duruyor üzerimde..
Aslında hissizlik değil ne yapacağımı bilememenin bir getirisi..
Blogdan,Faceboktan,Twitter dan, insanlar kaçıyorum..
En yakınımdan bile..
İlaçları bırakmak her zaman doğru bir karar değilmiş sanırım..
Bugün bu filmi izlediğimde..
Çok garipti..
Dokunduğu yerler çok başkaydı..
Evimi özledim..
Kendim gibi olduğum ve her şeyimle beni kabul eden insanların yanında olmayı özledim..
...
Bazen kendinizi..
Size dair şeyleri anlatmak çok zor oluyor..
Kabul edilmek..
Reddedilmek..
Hatta bazen yok sayılmak..

Sanki ilaçlar bende çok şey götürmüş gibi..
Ama onları kullanmayı özlüyorum..
Daha kolay bakıyorsunuz hayata..
Kabul edilmek ya da reddedilmek gibi bir derdiniz yok..
Keşkelere takılmıyorsunuz..
Tepki yok..
Hissetmiyorsunuz bile..
En son ne zaman ağladığımı hatırlamıyorum bile adam akıllı..
Kardeşim hastanedeyken bile ağlayamamıştım..
Canın acırken "acıyor" diyememek..

Bazen uyuşturulmak da iyi olabiliyor..
Acıdığında canın "acıdı" dememek için..
Bazen hissetmemek için..
Herkesin seni güçlü sanması için..
Seninde bir canlı olduğunu ve hissedebildiğini hatırlamadıkları için..

Bazen en büyük korkularınızla üzerinize gelen en yakınınızda olan insandır..
Siz söylemezsiniz..
O da bilemez..
Haklıdır aslında..
Siz söylemediniz ve siz söylemeden kimse bilemez sizin korkularınızı..
Ne zaman cesaretinizi toplayıp anlatmaya hazır hissetseniz..
Bencil ilan edilip duymak istemez kimse sizin hikayenizi..

Birgün sırf bunun için yazacağım..
Benim alanımda..
Sadece benim hikayem..
Biliyorum biliyorum..
Yine izin vermeyeceksiniz anlatmama..
Yine bilmek istemeyeceksiniz..
İşte bu yüzden sizler göremeyeceksiniz yazdıklarımı..
Duyduklarımı..
Okuduklarımı..
Hissettiklerimi..
Acıttığınızı..
Acıdığını..
Ağladığımı..
Gülümsediğimi..
Kendim için yapıcam..
Birgün bunu sadece kendim için yapıcam..
İstediğim için..
Özgür olduğum için..
...
Hiç ummadığınız bir anda ummadığınız bir film bu kadar etkileyebilir sanırım insanı..
Uzun zamandır bu kadar "özgür" ağladığımı hatırlamıyorum..
Hissederek..
Hiç kimse ve hiçbir şey uyuşturmadan..

Film hakkında hiç yorum yapmadığımı biliyorum..
Belki size yine çok alakasız şeyler gelecek bu yazdıklarım..
Yine sizler o mükemmel görünümlü ya da en afillisinden acılı hayatınızda "peh bunlar ne ki/ hiçbişi" diyeceksiniz..
Biliyor musunuz ?
Bu sefer gerçekten hiçbirinizin ne düşündüğü umrumda bile değil..
İstediğinizi düşünün..

Ancak kısa bir not eklemeden edemeyeceğim...
Eğer bu filmi izlemek isterseniz..
Kendinizi hazır hissettiğinizde..
Yalnız başınıza...
Gerçekten olduğunuz kişi olarak..
Yanınıza korkularınızı..
Zayıflıklarınızı..
Acizliklerinizi..
Eksik yanlarınızı..
Elbet var olan bir kaç küçük artınızı..
Ve bir arkadaş olarak da kendinizi alın..
Bir gece vakti..
Beceriksiz insanların kendileriyle yüzleşebildiği tek saat dilimi olan gece vakti izleyin bu filmi..

Yoo,yoo sizlere beceriksiz demiyorum aslında..
Biliyorsunuz ilaç kullanan aptal olan benim..
Mükemmel olan sizlersiniz..
Ama her saniye kendinizle geçmişinizle alay edecek kadar hiçbiriniz cesur değilsiniz..

17 Mayıs 2011 Salı

Flu.


Bir anda her şeyi yitirdiğinizi düşünün..
Hiçbir şey yok..
Hafif bir ışık..
Ancak tam olarak seçemediğiniz türden..
Korkmakla korkmamak arasındaki bir boşlukta olduğunuzu düşünün..
Kendinizi bile kandırmaya çalıştığınız "geçicek" iletisi..
Gerçekten geçicek mi?
Geçmeli diye ısrar ediyorsunuz..
Ama her şey flu..
Bir anda karanlık oluyor her yer..
Sonra yavaş yavaş aydınlıklaşıyor..
Ancak her şey flu..
Netleme yapamıyorsunuz..
Otomatiğe alınmayan bir makina gibi düşünün..
İnce ayar gerektiriyor..
Ancak siz..
Size ait bir parçayı kullanamıyorsunuz..
Bedeniniz..
Size baş kaldırıyor..
Hata veriyor..
Tıpkı bir program gibi reddediyor o da netlemeyi..
...
Bugün 2. güne giriyorum tek gözüm kapalı geçirdiğim..
Aslında tam anlamıyla abartacağım bir şey şu an için ortada yok..
Ama sağ gözümde bandaj var ve devamlı olarak kullandığım ilaclar..
...
En önemlisi de sanırım halime şükretmem gerek..
Bazı şeyleri bazı insanları başımıza gelmeden yaşamadan ne yazık ki asla anlayamıyoruz..
Benim içinde öyle bir dönüm noktalarından biri bu..
Canım acıyor..
Canım gerçekten çok acıyor..
İnsanlar..
Özellikle de insanlar..
Belki de onların dediklerini çok fazla takıyorum..
Gören soruyor gören soruyor..
Büyük çoğu sevdiğinden değil merağından soruyor aslında..
Biliyorum..
Ama insanın zoruna gidiyor..
İnsanların sana bakışları..
Verdikleri tepkiler..
Daha bir yardım sever oluşları..
Herkesten ve her şeyden kaçasın geliyor..
...
Dengemi kuramıyorum..
Tek bir gözle yaşamak dünyanın en zor şeyi diyebilirim size..
Bazen her şey bir anda simsiyah..
Bazen flu..
Bolca ağrı..
Bazen başını duvarlara vurduracak kadar şiddetli baş ağrıları..
Gecenin bir yarısı sanki gözünü söküyormuşlarcasına batma hissi..
...
Tanrım!
Bu bir işaret mi bir şeyleri değiştirmem için?
Yoksa kendine çeki düzen ver çağrısı mı?
...
Bu kadar sayıklanıp ediyorum da ben..
Ya doğuştan kör insanlar?
Engelliler..
Bol şifa mı dilemeliyim buradan?
Sanmıyorum doğru kelimeler bunlar olmamalı..
Ama önce sağlık diyorum..
Her şeyden önce sağlık..
Sağlık önemli..
Evet evet..
Sağlık çok önemli..

11 Mayıs 2011 Çarşamba

Music Please Vol. 17


Izmir de dun müthiş sıcak bir hava vardı ki..
Bugün tamda şu dakikalar da müthiş yağmur yağıyor..
Ee ne diyor Izmirliler..
"İzmir'in havasına ve kızına güven olmaz.."
Aynen öyle valla..
Havalar bir öyle bir böyle olan bize oluyor..
Salya sümük hasta yatıyoruz bu şenlik zamanında..

Her neyse..
İşte havalar böyle değişirken...
Ben de dedim ki ne zamandır blogumu boşluyorum..
Bari bir Music Please yazayım..
Izmirin bu değişken havasına..
Helee ki yağmura en çok yakışan parçalardan birini seçtim..
Benim bayıldığım bir parçadır kendisi..

Eveeet bu hafta Music Please de Pretty Lights var.
Hemde benim en sevdiğim şarkısı "Finally Moving" ile.
Grubun adı Pink Floyd un bir konser afişinde yazan "Come and watch the pretty lights!!" adlı yazıdan geliyor..
Grup aslında elektronik müzik yapıyor..
Ancak soundun da, biraz funk, biraz hip hop, biraz soul karışımının elektronik alt yapıya nasıl yakıştığını görüyoruz..

Grubun albumlerine baktığımızda, 2006 yılında Taking Up Your Precious Time ile müzik kariyerine başladığını görüyoruz..
İlk albumun ardından 1 yıl nabız yoklama dediğimiz bir ara dönemine giriyor grup..
2008 yılında Filing Up The City Skies adlı bir albumle tekrar gündeme oturuyorlar.
2009 yılında Passing By Behind Your Eyes adlı albumu cıkartıyorlar..
2010 yılında düzenli bir albümden çok EP leri ön planda..
Making Up A Changing Mind, Spilling Over Every Side, Glowing In The Darkest Night 2010 yılına ait EP leri grubun..
2011 yılına baktığımızda henüz bir albüm piyasa da yok ancak hazırlık aşamasında olduğuna dair tüyolara sahibiz..

Sizler için seçtiğim...
Ruh halimi dengeleyen..
Nacizane şarkı..
Finally Moving, Pretty Lights'ın ilk albümü Taking Up Your Precious Time' da yer alıyor...

Keyifli dinlemeler dilerim.. (:

Bulantılar, Kıvranmalar..



Bi anda havanın bozması mideme vurdu galiba..
Hafif bir bulantı..
Biraz biraz üşüme..
Alışkanlıklarımı özlemeye başladım yine..
Annemi..
Kardeşimi..
Arkadaşlarımı..
Ne bilim yine bir ait değil hissi aldı içimi..
Havalardan olsa gerek dediğim bir durum sanırım..

Bazı insanlar ne yaparlarsa yapsınlar hep özel kalırlar..
Kendilerini hatırlatmaları acı verse de bir yerde..
Bir yerde hafif bir özlemm..
Anılar gözlerinde canlanır..
Hafif bir buğlanma olur sonra..
Bazen tek bir damla süzülür..
Bazen sadece gülümsersin..
Güzeldi dersin..
Dönmek istersin mesajına,çağrısına,mailine..
Okursun 3-5 kere daha ya da bakarsın öylece..
Ama tepki veremezsin..
Vermek istersin..
Biraz korku dolar için..
Biraz özlem bastırır..
Ama en çokta kaybetmek..

O böyle kalsın dersin..
Kapatırsın herşeyi..
Ve devam edersin hayatına..
Belirtiden önce ve sonrası olmadan..
Hiç etkilememiş gibi..

Ama ne var biliyor musunuz?
Bazı insanların hayatınızdaki yeri o kadar bambaşka ve kutsaldır ki..
O ne yaparsa yapsın..
İsterse ağzınıza sıçsın..
Yine de kendisini gösterdiği bir anda siz hep "Keşke" dersiniz..
Ve diyeceksiniz de.. 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Music Please Vol. 16


Bu yıl nereye nasıl para yetiştireceğimi bilemiyorum açıkçası..
O kadar kaliteli isimler geliyor ki İstanbul'a hepsine gidesim var.
Ve evet hafta ortasında Music Please yapma nedenim de konser haberini almam..

Marianne Faithfull, 21 Mayıs 2011 de İstanbul Modern de konser verecek..
Evet yanlış duymadınız.
Gerçekten efsane isim Türkiye'ye geliyor..
Hemde o kadar uygun bir fiyat ki..
Senelerin anısına olsa gerek diye düşündüğüm bir rakam olan 67TL (:
Senelerin anısına derken aşağılama amacım yoktu..
Tersine yüceltmek istemiştim..
Ay haberi alınca elim ayağım birbirine dolaştı saçmalamaya başladım ben yine..
Biliyorsunuz İngiltere'den çıkan her türlü çalışmaya ilgisi olan bir insanım ben..
Her neyse..
Konser şerefine hafta ortasına Music Please yapmış bulunuyorum..

Şimdi sizlere birazcık Marianne Faithfull'dan bahsetmek istiyorum..
Kendisini bir çok alanda tanıyor ya da görmüş olabilirsiniz..
Çünkü o son derece çok yönlü bir kadın..
Şarkıcı, söz yazarı ,tiyatrocu, aktris.
Bir dönem Rolling Stones'un vokali ile yaşadığı aşkla son derece piyasalarda olup aklımıza kazınmıştı..
1960 lardan bu yana müzik piyasasında son derece aktif olarak yer alıyor..
Her ne kadar ben Türkiye de pek bir bileni olduğunu düşünmesem de..
Bir dönem nedeni çözemediğim 60-70 lerde hüküm süren uyuşturucu bağımlılığını Faithfull da atlatmış..
Zamanında çok fazla canlar yakmasıyla beraber, yaşadıklarıyla , yaptıklarıyla adından bolca söz ettirmiş.
Hatta bir dönem ingilz basını tarafında "ucube" bile ilan edilmiş..
Bunların yanı sıra bir çok tiyatroda ve filmde yer almıştır.
Şimdi sizler araştırırken gözüme çarpan birde kitabının olduğunu öğrendim..
"Memories,Dreams and Reflections" adında..
Kitabın çevirilmiş halini bulamadım ne yazık ki..
Ama soruşturmakta fayda var elbette..
 Bir çoğunuzun şimdi sizlere "Metallica ile de düet parçası bulunmakta.." dediğim de "ben biliyorum bu kadını yaae" diyeceğinizi tahmin etsem de söylüyorum..
Metallica'nın The Memory Remains adlı parçasında Marianne Faithfull ile düet yapmıştır..
Ve son olarak şöyle birazcık yaptığı müziğin konseptine bakarsak, rock, pop, biraz folk, yer yer jazz yaptığını söyleyebiliriz rahatlıkla :)

Bu haftanın ara konuğu olarak Music Please'de Marianne Faithfull'dan "Bored By Dreams" benim seçimim..
Ancak sizler... "This Little Bird, I'm on Fire, The Pleasure Song, Crazy Love, Dreaming My Dreams, Young Girl Blues..etc." ve daha fazlasını dinleyin derim :)

Keyifli dinlemeler efenim.. :)



1 Mayıs 2011 Pazar

Music Please Vol. 15



Bu hafta Music Please vakitlice yazayım dedim ama sorun çıkmazsa olmuyor biliyorsunuz Türkiye'de.
Bu seferde köşeyi düzenleyemedim.
Her zaman rahatlıkla şarkıyı paylaşıp kodunu alabildiğim Grooveshark sorun çıkarttı durdu başıma..
Bende en azından yazayım ben çözüm bulana kadar da Youtube linki ile idare ederiz diye düşündüm..

Bu hafta Music Please de benimde yeni tanıştığım bir isim "Jack Ingram" bizlerle birlikte..
Kendisi Country tarzında müzik yapmakta..
Aslında tam anlamıyla Country ile sınırlamakta pek doğru gibi gelmedi bana alternatif, akustik ve country diye yuvarlayabiliriz bence..
8 adet studyo albumu, 6 tane konser kayıtlarından oluşan albumu ve tam 18 tane single ı bulunmakta.
2005 yılından bu yana ciddi anlamda aşama katetmiş müzik kariyeri.
Hinder grubuna ait bir parça olan "Lips of An Angel" adlı parçayı coverlaması ayrı bir başarı sağlamış ve bana sorarsanız çoook da güzel olmuş..
That's A Man, Love You, Barefoot and Crazy, Maybe She'll Get Only gibi parçaları en popüler şarkıları arasında..

Bu hafta Music Please'de ise 2007 yılında çıkarmış olduğu This Is It adlı albümünden olan Ava Adele bizlerle olacak..
Bu şarkı sayesinde tanıştım ben Jack Ingram'la..
İyi ki de tanışmışım bence..
Hemde çok özel birini hatırlatıyorken bana..
Belki sayesinde tanıştık diyedir..

Bilemedim şimdi ben..
Neyse..
İşte bu da video..
Veee keyifli dinlemeler dilerimm (: