29 Haziran 2011 Çarşamba

Dünkü Bok.



Bazı insanlar cidden midemi bulandırmaya başladılar..
İlk facebook kullandığım günü..
İlk blog yazmaya başladığım günü..
Twitter'la tanışmamı hatırlıyorum da..
Şimdi geldiğimiz nokta gerçekten çok garip geliyor..

Facebook'a nasıl abone olduğumu hatırlamıyorum aslında yalan söylemeyeyim şimdi..
Ama blogu ve Twitter'ı hatırlıyorum..
Blogu liseye başladığım yıllarda edebiyat öğretmenim tavsiye etmişti..
"Günlüğüne yazdıklarını buraya yazarsın insanlarda okurlar" demişti..
Tabii o zamanlar böyle süper internet bağlantıları falan yoktu..
Çevirmeli sistemden yeni yeni mutasyona uğruyordu insanlar..
"Aman yeni bir sistem bilmiyoruz etmiyoruz gene fatura çok gelir kısıtlı kullan emi çocuğum.." diye tembihler hemen hemen hepimiz almışızdır o dönemde..
Öyle başlayan bir blog dönemim vardı..
Lisenin son yıllarında dergilere yazmaya başlayınca blog yazmayı bayaa bir ihmal eder oldum..
Derginin tadı ve blogun tadı bambaşka tabii ama bunu büyüyünce her şeye doyduktan sonra anlıyorsun..
Her neyse Sofya'da ilk yılımda en yakın arkadaşım düzenli olarak her gün yaptığı her şeyi günlük gibi blogspot adresi vardı oraya yazıyordu..
Derken onunla bir kez daha başladı benimde blogspot maceram..
1-2 yıl devam ettirdikten sonra Tumblr'ı keşfedip oraya geçmiştim..
Sonra da kürkçü dükkanı misali blogspot'a geri dönüş yaptım..
Bu bir olgunlaşma evresiydi benim için..
Ve şu anda da buradayım..

Twitter'la tanışmam ise çok daha farklı aslında..
Sofya'da Türkiye'den çok daha önce 3G olayı vardı..
Okuldaki duyuru panosunda okulla ilgili her şeyi Twitter'dan da takip edebileceğimiz yazıyordu..
"O da ne ki?" diyerek üye olduk aslında hepimiz..
Okulu bıraktıktan sonra bir süre kullanmayıp,Tumblr ile tekrar dönmüştüm..
Şu anda da olabildiğince faal olmaya çalışıyorum aslında..
Ama tamamiyle eğlence amacı taşıyor..
Blog gibi orası da benim için..

Şimdi hikaye kısmını bir kenara bırakırsam..
Başlığa ve konuya dönersem..
Bazı insanların "popülarite" takıntısı can sıkmaya başladı..
Belli bir takipçiden sonrası kendini dünyada eşi benzeri olmayan sürekli peşinden koşan bireyler sanmaları anlamına geliyor gibiler..
Bundan 1 yıl önce erkek arkadaşım olan, Twitter'da "#FF yapın, beni takip etsene" diye ağlayan insan, şimdi binlerde takipçiye sahip ve cevap bile vermeye tenezzül etmiyor..
Hepsi bir yana adamın her şeyi bildikten sonra bu tarz hareketlerini görmek cok komik geliyor..
Tabii gözüme şu ara en çok batan olduğundan buradan girdim..
Bu gibi bir çok kişi var..
Tumblr'a yeni giren herkesin "ah kullanıcı adını hiç duymadım.." diyip kendince "benimkini herkes biliyor bir ton takipçim var.." edasındaki tavırları gerçekten komik oluyor..

Anlamadığım..
Kafama takılan..
Takip edilmek...
Popi sahibi olmak..
Herkesin adını bilmesi..
Facebook'ta binlerce kişinin ekli olması..
Çok mu önemli ?
Bence değil..
Benim için değil..
Ben kazandığım kaliteli arkadaşlıklara bakıyorum açıkçası..
Muhabbet edebileceğim..
Bir şeyler öğrenebileceğim birileri olması benim için önemli..
Bana bir şeyler katması öncelikli olan..

Ama bu insanlar için önemli değil sanırım..
Twitter da binlerce kişinin sizi takip etmesi..
Yazdıklarınızı beğenmesi..
Sizin geçmişinizi unutmanıza neden oluyor..
Ve bence burada özgüven eksikliği beraberinde kişilik bozukluğu geliyor..
Ha bu beni ilgilendiriyor mu?
Hayır ilgilendirmiyor..
Nasılsa yine sevgililerinden ayrıldıklarında..
İşleri düştüğünde..
Ararlar..
Özledim derler..
Görüşelim derler..
Her zaman yaptıkları gibi..

Bir gün oturup eski sevgililerim hakkında yazıp çirkefleşicem bende..
Evet bunu yapmayı çok istiyorum..
Nasılsa elaleme göre kimse okumuyor etmiyor ya beni..
O elalemin ilgi alanına da girmemiş olur onlar hakkında yazdıklarımda..
O derece midemi bulandırıyorlar artık siz düşünün..

Yok yok sinirlenmicem..

1 yorum:

  1. İnsanoğlunun yaratılışında var beğenilmek.İsteriz ki dünya bizim için dönsün. Tüm kalpler bizim için atsın. Her şeyin en iyisini biz biliriz,biz söyleriz.Gerçekte ise hepimiz birer kuklayız, İpleri birbirine dolaşan. İnsan olma hayali taşıyoruz. Sözüm ona sanal dünya bize bunu vadediyor. Hatta yeri geliyor insan da öte bir şey oluveriyoruz. Işıklar söndüğünde, kendimizle baş başa kaldığımız da ise gerçek bizi bekliyor; tüm parlaklığıyla.Aynanın karşısına bile geçemiyoruz korkudan. Çünkü hala kuklayız, hala olmak istediğimiz kişi olamamışız...Peki ya eline makası alanlar? İşte onlar, iplerini kesenler, gerçek dünyaya insan olarak gözünü açanlardır. Hiç kimse umurlarında olmaz ve kimsenin de umurlarında olmaya niyetleri de yoktur...

    YanıtlaSil