27 Temmuz 2011 Çarşamba

Çınar Ağacı


İncir Reçeli ya da Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak filmiydi sanırım, Çınar Ağacı'nın o kısacık fragmanını gördüğüm yer..
Hatırlayamıyorum tam olarak hangi filmdi..
"Kesinlikle gitmeliyim girdiğinde.." diyip bir türlü izlemeye fırsat bulamadığım bir filmdi Çınar Ağacı..
İstanbul Film Festivali kapsamında da yer aldı; ancak, ben orada da izleyemedim ne yazık ki zamanı uymadığından..
Uzun zamandır "izleyeceğim" diye alıp kenara koyduğum filmler arasında duruyordu..
Hani zaman zaman izlediğim filmler hakkında yazdığımda diyorum ya, "doğru zaman" diye..
Her seçilen film kendisi için doğru zamanı çok iyi buluyor..
İşte yine bir doğru zaman ve bir film..

Bu sefer ki filmimizse Çınar Ağacı..

Eminim ki hepiniz bilirsiniz Çınar Ağacı'nı..
Oldukça uzun boylu, kalıncana çapı olan bir ağaçtır Çınar..
Irmak ve nehir yataklarında bulunur..
Ne de güzeldir ırmak kenarları..
Ailece gidilip piknik yapılacak yerlerden diyebilirim kendi adıma..
Ne de güzel oturursunuz bir Çınar Ağacı altına gölgelikte, bütün bir aile..
Upuzuun ömürüyle eşlik eder size Çınar Ağacı..
 Tıpkı Adviye Hanım gibi..
Adviye Hanım, kendi çocuklarına Sümsük, Feriş, Tekne Kazıntısı..
Gelin ve damatlarına Keskin Sirke, Elizabeth, Hıyar..
Torunlarına 2.Elizabeth, Katerina, Amerika Vespuçi, Yuvarlak gibi lakaplar takan..
Koskocaman bir Çınar Ağacı..

4 çocuğu, gelinleri, damatları, torunları ve kendisi Cumhuriyet Kadını bir anne..
Filmin konusu her ne kadar Adviye Hanım'ın oradan oraya taşınma sürecini anlattığını çoğu kişi düşünse de bana göre çok daha fazlası..
Bağlılık..
Sevgi..
Sevgisizlik..
Aldatılma..
Gibi bir çok noktaya dokunuyor film..
Bugüne kadar yapılan onca aile,drama temalı bu tarz filmlerdeki kopukluk ya da sıkma gibi bir olgu taşımıyor..
Daha yapıcı en azından diğerlerine nazaran..
Belki de ben kendi hayatımınla çok fazla bu durumun içerisindeyim diye bu şekilde hissettim..

Filmi artık bir çoğunuz ya izlemiştir ya da "amaaann ne izlicem" diyerek, izlemedi..
İzleyenler ne düşünüyor bilemiyorum..
İzlemeyenlerin düşüncelerini de..
Bu yüzden tamamen kendi hissettiklerimi yazıyorum..

Çınar Ağacı'nı, annem, ben ve anneannem kısmen de kardeşim birlikte izledik..
Dedem öldüğünden beri anneannem bizimle kalıyor..
Ve gerek ben gerek de kardeşim halaa anneannemin elinde büyüdük..
Büyüyoruz..
Sımsıkı sarılıp utanmadan ağlayarak izledim filmi ben..
Her ailede olur eğer tek başına değilseniz muhakak bir dönem anneanneniz çocukları arasında git gel yaptığını yaşarsınız..
 Ben o dönemleri çok fazla hatırlamıyorum aslında..
Sadece hatırladığımda halaa çok kırıldığım ve gözlerimin dolduğu..
Belki de annem içinde yaşadığı bir pişmanlıktır bu da anneannemin annemle tartışıp kendi başına yaşadığı bir dönem var..
Annemden çekindiği onu istemediğini sandığı için beni görmeye okula geldiği..
Dersten çıkartıp bahçede bana meyve suyu aldığı ve ağladığı dönem..
Yaşlı bir kadının ne denli zoruna gittiğini bırakın, şu satırları yazarken anılar aklıma geldikçe ben bile gözyaşlarıma engel olamıyorum..
Keşke bir değneğim olsa ve yok etsem herkesin zihninden o dönemleri..
...
Daha sonraki yıllarda yine bizim yanımıza döndü anneannem..
Halaa da bizimle..
Bazen o kadar geri düşünüyor beni annemle kardeşimle birbirimize düşürüyor engelliyor diye çileden çıkıyorum kii anlatamam size..
Ama bunlar hepimizin başına gelen olaylar zaten..
Biliyor musunuz?
İyi ki bizim yanımızda anneannem var..
O olmasaydı sanırım hiçbirimiz hiçbir işimizi halledemezdik..
Hep bir eksik kalırdık..
71 yaşında olmasına rağmen matematiği bile benden çok çok daha iyi..
Hiçbir zaman kullanmayacağımızı bildiği halde "ceyizsiz gelin mi olurmuş sizde benım ceyizim var anneannem bana işledi ördü bunları diyip başınız dik gideceksiniz gelin.." diyerek ağlar..
Hiç üşenmez örmek için..
"Örme anneanne gözlerine yazık dinlen" desek de "bende başkası da örmeyecek çocuğum" der devam eder bildiğine..
Yaşlandıkça insan çocuklaşıyor sanırım..
Ne dersen de boş geliyor ona..
Kendi bildiğini okuyor yine o..
Bir şey gücüne gittiğinde, "ben genç olmak nedir biliyorum ama sen yaşlı olmayı bilmiyorsun.." der hep..
Başını öne eğdiriyor insanın bu laf..
Filmde de Adviye Hanım diyor ya, "Ağaca balta vurmuşlar,sapı bedenimden demiş.."
Bir başka versiyonu anneanneminki de işte..

Filmi izlerken birgün anneannemin ve annemin ölebileceği gerçeğinden ne denli kaçtığımı..
Ve ne denli de korktuğumu gördüm..
Birgün o giderse ne yaparız ki..
Kim karşı çıkacak bize biraz daha düşünelim diye..
Kim toplayacak arkamızı..
Bir insanın..
Çok sevdiğiniz bir insanın bedenen yanınızdan gitmesi kadar son noktada başka ne var ki..
Ölüm en son durak..
Her başlangıcın..
Her anının..
Her hayatın sonu..

Uzun zaman sonra izlediğim..
Beni bu denli içimin en derinliklerinden etkileyen en güzel filmdi sanırım bu..
Her ne kadar bizim toplumumuzda insanlar kendileriyle..
Kendi hayatlarıyla..
Sorumluluklarıyla..
Gerçeklerle yüzleşmekten pek bir haz etmeseler de öyle güzel dayatıyor ki bıçağı size bu film..
Kaçacak, saklanacak bir yer bulamıyorsunuz..
O gözyaşları..
Hıçkırıklar..
En içten geliyor..
Öyle bir yakıyor ki utanmıyorsunuz da ağlamaktan..
Sarılmaktan..
Hani şu en sevdiklerimize bile yanımızdayken söyleyemediğimiz..
Ancak, hayatlarımıza giren milyonlarca boş insana sarf ettiğimiz..
O iki kelime olan "Seni Seviyorum" demekten bile utanmıyorsunuz..
Belki yarın her şey yine kaldığı gibi devam edecek..
Sanki bu filmde izledikleriniz sizin hayatınıza hiç etki vurmamış gibi..
Ama biliyor musun ne olacak?
O yaşlı kadın..
O yaşlı adam..
O Çınar Ağacı..
Bilecek sizin onu ne denli sevdiğinizi..
Yerini hiç kimsenin dolduramayacağını bilecek..
Onu daima özleyeceğinizi de..
Huzurla sarılması da en güzel yanı olacak..
O an, uzun zamandır ihtiyacınız olan şey olacak..

Diliyorum ki, bütün Çınar Ağaç'larımızın upuzuuun bir ömrü olur..
Ve hiç ayrılmazlar başımızdan..



Bu yazı tamamen Anneannem'e ithafen yazılmıştır..

1 yorum:

  1. Ahtel, keşke yazının başına "DİKKAT! AĞLATAN METİN." gibi bir ibare koysaymışın. Hiç değilse sonunda ağlayacağımı bilerek okurdum, süpriz olmazdı :)

    YanıtlaSil