28 Eylül 2011 Çarşamba

Music Please Vol.26



Geçtiğimiz günlerde bahsettiğim üzere artık uzunnn uzadıya Music Please yazmayacağım..
Ama bu demek değil ki paylaşımlar dengesizleşecek..
Her zamanki gibi o dönem ne esiyorsa ona yer vereceğim..
Aslında bugün kafamda Marc Anthony'e dönüşü adına yer versem mi diyordum ki, Sia'nın oldukça hoş David Guetta düeti fikrimi değiştirmeye yetti..
O halde bu hafta Music Please de uzun bir aradan sonra Sia & David Guetta düeti olan Titanium var..
Başlayan yoğun okul temposunda bir nebze de olsa hareket enerji versin..
Motivasyonu kaldırır umarım sizinde..
Buyrunuz şarkı efenim..




Keyifli dinlemeler ve iyi haftalar dilerim.. 

25 Eylül 2011 Pazar

Sorular sorular..


Bazı insanları anlamak zor zanaat doğrusu.
Genelleme de insanlar kompleks yapıda olduklarından sanırım bu.
Ya da bazı kuvvetli duyguların bu denli harcanması bana zor geliyor.
Sevmek..
Dokunmak..
Sevişmek..
Aşk..
Bunlar öylee Facebook duvarlarında yaşanacak duygular değiller bence.
Ya da olmayan birine karşı bir aşk sevgi besleyemezsin..
Bu yüzden de aşkı yaşamayan..
Sevmeyi bilmeyen insanların bu denli derin kuvvetli duyguları laçkalaştırması can sıkıyor.
Bu denli basit duygular mı bunlar?
Sevmek bu kadar mı kolay artık?
Aşk bu denli mi bayağılaştı?
Peki insanlar?
Her şeyi neden bu kadar hızlı tüketiyorlar?

Cevapları bulduğum bir gün sanırım arınmış olacağım..

16 Eylül 2011 Cuma

Aptal bir "ben"



Hiç pişanlıklarınız oldu mu?
Keşke zamanı geri alabilseydim dediğiniz?
Keşke dediğiniz?
Tekrar yaşasaydım dediğiniz?
Bir kez daha "o"na ait olsaydım dediğiniz..

En büyük pişmanlıklarımız her zaman en özensiz şekilde kendi hazırladıklarımız oluyor nedense..
Üzerinde çok fazlaca titreyip düşündüklerimizse yitip gidiyor sadece..

Hayatta yaptığı her şeyden pişmanlık duyan bir insan değilimdir aslında.
Bir kaç şeyden öteye gitmez pişmanlıklarım..
Hep bir pozitif yanını bulur ona sarılır devam ederim hayata.
Ama bazen..
Öyle bir insan girer ki hayatınıza..
Bir anda ne yapacağınızı, nasıl davranacağınızı bilemezsiniz..
"Her erkek/kadın gibi işte" kalıbını yıkıp geçer karşınızda..
Ne öyle bir sevgiye..
Ne de öyle birine alışık olmadığınız için yitirirsiniz onu..
Pişmanlık mı?
Şu an bile diz boyu..
Ama anılar çoook güzeldir arda kalan..
Topitop alıp parka gitmeler..
Sahilde fısıldanan o dizeler..
Otobüsten inerken şaşkınlık ve korku içerisinde gerçekleşen ilk öpücük..
Bir gün şayet çocuk yapmaya karar verirsem "baba" olmalı dedirten bir adam..
En çok neyi özlüyorum biliyor musunuz?
O çook güzel sarılıyordu..
Masmavi gözleri vardı ve huzur veriyordu..
Peltek olmasını da çok seviyordum..

Ne öğrendim biliyor musunuz?
Eğer biri gerçekten farklıysa..
Korkuyorsanız..
Sadece geçmesini bekleyin..
Kendinize onun için zaman verin..
Tadını çıkarın her saniyesinin..
Bahaneler arkasına saklanmayın korktuğunuz için..
"Canım yandı ve korkuyorum" diyin.
Eğer elinizden tutmuyorsa o zaman sığının boş bahanelerinizin ardına.
Sonra da seneler sonra bir melodi duyun..
Ve hatırlayın onu ne çok özlediğinizi..
Aramaya korktuğunuzu..
Kaybetmekten ne kadar da korktuğunuzu..
Size ne denli büyük duvarlar ördüğünü..
Ve sonra ne kadar da aptal olduğunuzu tekrarlayın kendinize.
Ağlayın sızlayın..
Sonra böyle bir blog yazın bütün gerçekliği ile ilk kez.
Bütün anıları tekrar yaşayıp ağlayın.
Sonra da "belki de hayatında şu anda birisi vardır ve gerçekten de mutludur." diyin.
Canınız acıyacak.
Ağlayacaksınız.
Özleyeceksiniz..
Özlemişsiniz de zaten.
Ama bir daha tekrarlamayacaksınız..

En büyük pişmanlığınızda "keşke bu deneyimi öğreten o olmasaydı." olacak..

15 Eylül 2011 Perşembe

Loading %87.7



Heey ben geldimmm !!
Ne kadar güzel bir iç tasarım olmuş öyle blogger çok sevdim !!
Bayaa olmuş yazmıyorum.
Ama geçerli nedenlerim vardı bir ton şey üst üste geldi işin yoksa çöz bide onları falan filan işte.
Uzatmaya gerek yok.

Normal şartlarda kızgın mutsuz mutlu iken yazan içini döken bir insanken ben nasıl oldu da yazmadığımı soran kişiler oldu.
Neden yazmıyor film müzik konusunda diyenler oldu.
Blogu kapatacak mısın diye soranlar oldu.
Bunların dışında belki de beni en çok kıran da yazdıklarımın beğenilmediği yönünde oldu.
Buna neden kırılıyorsun kendın ıcın yazmıyor muydun dıyenler elbette olacaktır.
Ancak, durumun onunla alakası yok.
Beğenmeyen insanların şahsım adına saldırılar yapması ciddi bir sıkıntı oluşturuyor.
Bende bu yüzden artık Music Please köşesini düzenli yenilemek ancak herhangi bir uzun uzadıya detay yazmamaya karar verdim.
Filmler hakkında yazmaya devam edeceğim ancak bunları insanlar için değil tamamen izlediğim film kritikleri kenarda dursun diye düşünerekten olacak.
Artık bencil bir blogger haline geldim sanırım ben de.
Yavaş yavaş sonu geliyor blogunda hayatımda bir çok şey gibi.
Her şey bir yana okul konusunda da ipleri ele almanın vakti artık geldi de geçiyor gibi.
Bakarsınız yeni bir blog oluşumu yolunda giderim.
Şimdilik öptüm sizi.