25 Mart 2015 Çarşamba

Hep Daha Fazla



Öyle bir hale geldik ki, 
Bırakın bilimi tartışmayı düşünceleri bile paylaşamaz hale geldik.
Kimse kimseyi duymuyor, daha doğrusu duymak istemiyor.
Tamamen kendi doğrularımızdan ibaret her şey.
Ve tamamen bizim istediğimiz gibi olmak zorunda her şey.
Karşımızdaki kişinin o an yaşadıkları ya da içinde bulunduğu sürecin getirileriyle ilgilenmiyoruz. 
Hatta umursamıyoruz bile.
Öyle bir ben merkezcil dünya kurmuşuz ki,
Kimse olmasa bile kendi kendimize yeteriz gibi..
Hayatımızdaki insanlar hiç gitmeyecekler nasılsa düşüncesiyle,
Onlara sığınarak,
Onları hayatımızın merkezine koyarak,
 İnşa ettiğimiz o yeterlilik sınırlarında yaşıyoruz.  
Daha fazlasına ihtiyaç duyarken bile,
Yeterlilik showunu sergilemeye devam ediyoruz.
Oysa ki, 
Ne kadar da açız,
Bilgiye..
Eğitime..
Herhangi bir şeylere..
Daha fazlasına..
Daha da fazlasına..
...
Peki,
Yapabileceklerimizin hepsi bu kadar mı?
Hiç kimseyi duymayacak,
Hiç kimseyi dinlemeyecek,
Sadece kendi doğrularımızı en iyi olarak kabul edip,
Sınırlarını kendimizi koruyacak şekilde çizdiğimiz 
Ve sadece "yeteceğine inandıklarımız", 
Hani o hiç gitmeyeceğini sandığımız, 
Sınırlarımızın en uç çizgilerini belirleyen 
Ve birazda sıradan olan o insanlarla.. 
Bütün o arzuları,
Bütün o açlığı,
Daha fazlasını..
Daha da fazlasını bastırarak mı devam edeceğiz?
...
Peki ya sonra?


24 Mart 2015 Salı

İstemek




Gerçekten ne istediğimizi biliyor muyuz? 
Ya da bilebiliyor muyuz?
Nasıl bu kadar emin olabiliyoruz isteklerimizin doğruluğundan?
Aradığımızın o olduğundan?
Nasıl oluyor da bu denli keskin hatları olabiliyor istek, arzu veya hayallerimizin?
...
Şu ara çok fazla sorguluyorum kendimi..
Belki sorumlulukların ağırlığı altında boğulmaktan,
Belki de geçmişin kalp kırıklıklarının henüz onarılmamış olmasından.
"Bitti!" denilince, o anda terk etmiyor anılar.
Dokunmayınca ya da her şeyi bir anda yok edince hiçbir şey kolaylaşmıyor aslında.
Belki de sen hazır değilsindir yeniden başlamaya hayata.
İnsanların dolu beklentileri altında denersin hayata katılmayı esasında.
Anılardan daha çok acıtır bu kişiyi.
"İstemiyorum" diye isyan eden haykırışların o kadar derinde kalır ki bir tek sen duyarsın onu.
Bırakırsın, sonra boğulurlar kendi içlerinde.
Sende yersin kafayı biraz daha.
Düşünsene,
Bir düzenin, alışkanlıkların vardı senin..
Elinden alarak hepsini gitti.
Gitmesi sorun değildi, 
Ama, kimse senin kırılan kalbinin düzelmesine zaman vermedi. 
Sende diyemedin tabii..
Yaşadığını hissetmek için, 
O havanın ciğerlerine doluşunu hissetmek için girdiğini yeni oyunlara.
Kimse bilmek istemez.
Kimse anlamaz.
Kimse sormaz "istediğin bu mu?" diye.
Sadece izlerler.
Beklerler en tepeye çıkışını.
Her şeyin, o baktıkları çerçeveden mükemmel göründüğü anı beklerler.
Sonuçta, 
Ne kadar tepeye çıkarsan, düşüşün de o kadar sert olacaktır onların gözünde ve bu an(lar)ı kaçırmak istemezler. 
Düşünemezler, altını dolduruyor musun basamakların.
Düşünemezler, seninde duygularının olduğunu.
Düşünemezler, aldığın yaraları.
Hissedemezler.
Hissedemezler, obje gibi davrandıklarında ne denli kırıldığını..
İsterler sadece..
Hiçbir zaman bitmez istekler..
Zayıf, aciz insanoğlu işte.
Her zaman daha fazlası..
Daha da fazlasını isterler sadece..
... 

19 Şubat 2015 Perşembe

İnanç


Belli bir yastan sonra hiçbir şey bilmediğiniz bir konu hakkında bir şeyler öğrenmek ağır gelir insana.
O konu hakkında temele dayanan bilgilerin mantığını anlayıp şu ana uyarlamak ise daha da zor.
Zor diyorum çünkü düşünüldüğü gibi imkansız değil.
Hayatın getirdiği zorlukların üzerine birde yepyeni bir alana yönelmeye yeltenmek çoğu kişi için zorluktan öte imkansız gibi gelir.
Ancak yeterli zaman ayrıldığında, bir yerden başlamaya cesaret edince, her şey yoluna giriyor.
Bir bakmışsın çokta zor değilmiş aslında o konu.
Bir bakmışsın anlamaya başlamışsın olan biteni.
...
Bazen tek ihtiyacımız olan cesarettir biraz.
Önce cesaretinizi kıran ve size inanmayanları atın hayatınızdan.
Sonra size inanması gereken tek kişi olarak kendinize inanın.
Ve birazda cesur olun.
Başta biraz zor oluyor ama ümitsizliğe hemen kapılmaz sakin olursanız geçiyor.
Ve bir bakıyorsunuz ki başarmışsınız!
Şöyle bir bakın geçmişe..
Göreceksiniz ki, daha öncede bir çok şeyi başarmıştınız.
Ve bu da başarılarınızdan biri olacak.
İnanması gereken tek kişi sizsiniz kendinize.
İşte bunu başardığınız gün, her şey düzene girecek..
Birilerinin, size inanması ya da destek olması için beklemeyeceksiniz bunu başarınca.
Kendi başınıza yetecek ve en önemlisi de kendinizle iken mutlu olacaksınız.
İnsanlar, önce bu başarılarınıza inanmayacak, görmezden gelmeye çalışacak hatta bazen yok sayacak, bazense kanatlarınızı kırmak için çok daha fazla çabalayacak ve alabildiğine acımasız olacaklar.
Hedef hep en zayıf noktalarınız olacak.
Zayıflıklarınızdan aldığınız darbeler en ağır, en çok koyandır insana.
Zayıflıklarınızla büyümeyi öğrenin.
Önce siz zayıf olduğunuz düşüncesini silmelisiniz aklınızdan -ki acıtamasın canınızı bu konuda insanlar.
Sonrasında ise güçlü olur ve yılmazsanız, o insanlar sadece başardıklarını "sanacaklar". 
Hepsi bu.
En büyük zaferleriniz, yakaladıkları kahkahalarınız olacak bir gün.
Tam da o gün, siz hayata tebessüm ederken onlar gecen zamanla yok olacaklar hayatınızdan.